Sitedeki bütün yazılar tarafımızdan hazırlanmaktadır. Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın.

TBL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TBL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2012 Salı

Efes'te Sarıca Gitti Zouros Geldi

2 yorum

Efes Pilsen'de Ufuk Sarıca dönemi resmen kapandı ve takımın başına sezon sonuna kadar Ilias Zouros getirildi. Bazı koçların iyi dönemleri, kötü dönemleri, formda ve formsuz dönemleri olabilir ama Ufuk Sarıca'nın henüz bu seviye için yeterli olmadığı ortadaydı. Efes Pilsen'de koç değişikliği tek başına yaraya uzun vadede merhem olmayacaktır orası ayrı ama kulüp yönetimi kangreni kesip aldı. Zouros yakın dönemde Zalgiris ve Yunanistan Milli Takımı'nı çalıştıran tecrübeli bir antrenör. Sezon sonuna kadar yapılmış olan sözleşme günü kurtarma hamlesinin bir yansıması olarak tekrar tekrar sahnede. Zouros için erkenden yorum yapmak istemiyorum ama özellikle Zalgiris'te can sıkıcı anıları var. 

İlk sözleşme imzaladığında Romanov'un odasında toplantı esnasında odada sportif direktör Grigas'ın önünde bir tahta ve tahtada yazılı notların olduğu bir resim basına sızmıştı. Kısaltma olarak görünen harflerin ve rakamların daha sonradan oyuncuların periyod periyod kaçar dakika oynayacağının talimatı olduğu ortaya çıktı. Bizzat takım sahibi tarafından oyuncuların rotasyonu hazırlanmış, tahtaya yazılmış ve koçun önüne koyulmuştu. Bu şartlarda çalışan Zouros'un daha sonra maç esnasında protokol tribününden elçi vasıtasıyla gelen kağıdı okuyup iç cebine koyduğu görüntüler medyada konuşuldu. O da sonuçta her koç gibi Romanov'un arenasında boğazı kesilen gladyatörler listesine girdi ama bu anılar biraz can sıkıcıydı. Zaten yarım dönemlik sözleşmeyi kabul edişi ve göreve getirildiği haberi resmi sitede ayrılan koçun haberinin altına sıkıştırılması (ki bana göre kabul edilemez bir uygulama) tavizkar karakterinin bir parçası. Efes'e lazım olanın ise Obradovic gibi masaya yumruğunu vurduğunda ses getirecek bir isim olduğu aşikar ama oralara sonra gireriz. Şimdilik Zouros'u Zalgiris'e gelişinde tanıttığım yazı dursun buralarda. Bakalım Efes'te perke üzerinde neleri değiştirebilecek. Kulüp önümüze duvar koymazsa son hafta Mersin'e geldiğinde bunların hepsini sorarız kendisine.




 Kaynak : Talkbasket

25 Şubat 2012 Cumartesi

İsteyenin Bir Yüzü Kara, Efes'in?

1 yorum

Maçı izlemedim, pozisyonu da haliyle görmedim ama Efes'in Banvit maçına yaptığı itirazı duyunca tek kelimeyle sarsıldım. Bugün deplasmanda uzatmada kaybettikleri maç sonrası Anadolu Efes cephesi son pozisyonun Davis'ten çıktığını idda edip, gerekli parayı yatırarak maçın tekrarını istemiş. Bu sene paranın nasıl çarçur edildiğinin küçük bir örneği olması bir yana istek son derece garip. Denizde açılıp boyunu aşan yerde ayağına kramp giren teyze davranışı. 

Biz de bu senenin hiç yaşanmamış olmasını istiyoruz. Kulüp parası neyse söylesin, aramızda toplayıp yatırırız. İsteyenin bir yüzü kara nasıl olsa. Vermeyenin?

13 Şubat 2012 Pazartesi

Körler Sağırlar

6 yorum

Basketbol hem kısa hem uzun vadede oldukça dinamik bir spor. Dengeler 1 yıl içerisinde şaşırtacak ölçüde değişebilirken 10 yıllık bir süreçte bazen öyle yıkımlara şahit oluyoruz ki, gözler görse de inanmakta güçlük çekebiliyor. 2000'lerin Kinder Bologna'sını anıyorken 50'lerin Rock&Roll furyasından, 80'lerin Cantu hakkında konuşuyorken Mussolini’nin İtalya’sından konuşuyormuş gibi hissetmeniz olası.

Özellikle 2000’lerin başından sonra paranın ve paranın kokusunu takip eden sponsorların Avrupa basketboluyla içli dışlı olması, Euroleague’i Şampiyon Kulüpler Kupası havasından çıkarıp artık bugün izlediğimiz NBA prototipine dönüştürdü. UEFA’nın Şampiyonlar Ligi adı altında oluşturduğu ekonomik süper gücü yaratırken kullandığı politikanın bir benzerini, ULEB basketbolun Avrupa’daki popülaritesinin sınırları çerçevesinde Euroleague markası üzerinde uygulamaya uğraşıyor. Futbolun muhasebesini yapan Deloitte ve benzerlerinin basketbol pazarına el atmasının muhtemel göründüğü yakın dönemde, değişime ayak uyduramayan yerini kaybedecek, ya da en iyi ihtimalle bir biblo edasıyla  olup biteni bir köşeden izleyecek. "No Country for Old Men."

Peki bu yeni düzende Türk basketbolu ve onun baş aktörlerinin yeri ne olacak? Hatır gönül ilişkileriyle yürüdüğü dünyanın öteki ucundan  rahatlıkla görünen düzen aynı rayın üzerinde tıngır mıngır ilerleyip birilerinin ceplerini doldurmaya, birilerine ise koltuk sahibi olma tatminini sonuna kadar yaşatmaya devam mı edecek?
Ülkenin şüphesiz en önemli basketbol değeri Efes Pilsen, ya da son dönemdeki adıyla Anadolu Efes’in, ilk paragraftaki kriterlerin Türkiye’deki en istikrarlı tedarikçisi oluşu, şu an saha içi ve kenarındaki duruma göz ucuyla dahi bakıldığında önemsiz bir detay halini alıyor. 30 yıldır basketbolu sahada ve saha dışında tek başına domine eden bu kulübün, bugün maç önceleri liselere gönderdiği otobüsler ve bedava biletler olmasa, oynadığı salona 1000 kişi toplayabilecek bir sosyal gücü ve örgütü yok. Bunun suçunu “vasıfsız” Türk futbol taraftarına yıkmak işin kolay olanı; ancak taraftar çekmeyi geçin, oraya giden bir avuç kendini adamış insanı dahi iten bir yönetim politikasının, Efes adı altında üretilen biralardan dahi kötü bir saha içi organizasyonu yaratmayı destur edinmesi hiç sürpriz değil. Saha dışı etmenler, saha içindeki adaşlarını Türk spor tarihinden alışageldiğimiz üzere yine önemsiz detaylara çeviriyor. Olympiakos karşısında yaşanan talihsizliklerin (!) arasına serpiştirilen “Senden Daha Güzel" özür kampanyası ise kafalarda işte bu noktada somut bir forma giriyor. Ucu açık bırakılan kısım neyin ya da kimin güzel olduğu, boşlukları doldurmak ise bize kalmış. “Kafan çok güzelmiş canım, güle güle kullan.”

Türkiye’de Ufuk Sarıca olmak zor; ancak nedense Ufuk Sarıca’yı eleştirmek daha zor. Vujacic atamıyor, Batista ve Barac tutamıyor, Kinsey çok sakatlanıyor, Efes Ersan’ı özlüyor. “Kadro yanlış kuruldu” isimli hit parça herkesin dilinde olan; ancak söz-müzik kime ait nedense hiç kimsenin haberi yok. Kadronun biçimsizliği Serdar Ortaç’ı işaret etse de sorumlular ortada; ancak yazıda birazdan sırası gelecek olan Fenerbahçe’nin aksine sorumlular parmakla gösterilip idam sehpasına oturtulmuyorlar. Koçun adı ya Ufuksz Sarıdja olsaydı farklı olur muydu, işte bütün mesele bu…

Basketbolu 2000’lerin başından beri dikkatli takip eden herhangi birine “En çok neyi ya da kimi özlediniz?” sorusunu sorsanız size vereceği ilk üç cevaptan birinin içerisinde Bologna kelimesi geçecektir. Aynı soru bundan 10 yıl sonra sorulduğunda verilecek cevabın “Efes” olmaması, basketbolun en bağımsız değişkeni yapılmaya ve dışarıda bırakılmaya çalışılan birçok basketbol taraftarından sadece biri olan benim tek temennim.

Ringin öteki ucunda ise şehrin diğer yakasında, bambaşka bir hikayenin öznesi olan ve bambaşka değerlere sahip bir kulüp var. Bir salon hikayesi dillerde dolanıyor, yeni ve güzel bir salon. Ataşehir’in siteleri arasında modern bir kolezyum havasıyla etrafına selam duran Fenerbahçe'nin bu yeni mabedinin mottosunun da Ali Ağaoğlu imzalı olması sürpriz değil: “Yaptım, oldu!” Fenerbahçe’nin değil, Ülker’in domine ettiği bu yapıda gözünüz sarı ve laciverti yan yana aradığında, sus payı olarak elinize bir adet Ülker Metro tutuşturuluyor. Yaptım olduculuk bu ülkede her alanda “Yaptık işte, buldun bunma” mantığıyla özdeşleştiği için artık durum kimse tarafından garipsenmiyor bile. Dolayısıyla da sevgilisinin peşinde salona gelen taraftar, karşısında şişme bebek buluyor. Kel başa şimşir tarak misali.

Efes’in olmayan taraftarına uzaklığı ve bunu açık açık dile getirmesi, Fenerbahçe’de olan taraftara yapmacık bir yakınlık olarak tezahür ediyor ki, hangisi  daha kötü karar vermek kolay değil. Fenerbahçe, ilk paragrafın da konusu olan Avrupa basketbolundaki dönüşümü şu anda en sancılı yaşayan kulüp ve saha içindeki işlerin berbat gitmesi, 7 aydır kendi Survivor’ını yazıp yöneten taraftara pek yardımcı olmuyor. Spahija’nın meşalesindeki ateş söneli epey zaman oldu, taraftar da görüntüye bakılırsa artık adadaki son günlerini yaşıyor.

Fenerbahçe “Ülker”in basketbolda Efes kadar güçlü bir geleneği yok. 2007’ye kadar tek lig şampiyonluğu, Euroleague’de oynanmış bir tam sezonu ve bir Türkiye Kupası olan bir takımdan bahsediyoruz. 2007’de 100. yılda gelen 2. Şampiyonluğun bir gurur değil alttan alta bir utanç vesilesi olması gerekliliği, bu ülkede kimsenin üzerine pek kafa yormadığı bir konu iken, Türkiye’nin her dalda en büyük “spor” kulübü olduğunu her fırsatta iddia eden bireylerle dolu bir oluşumun aklına basketbolun 100 yıl sonra gelişi ise kimsenin sormadığı bir soru. Ancak ve ancak, zarardan geç de olsa dönmeyi bir şekilde başaran Fenerbahçe’de yapılan hamleler 100 değil, 5 yıllık tarihi olan bir kulübe dahi yakışmayacak seviyede.

6 ay Vidmar’ı, 6 ay Mirsad’ı, 1 sene Engin’i, arada da kısa dönemlerde Ukic, Tomas ve Kinsey’i bekleyen, kurtarıcı olarak sürekli birinin yolunu gözleyen Fenerbahçe'de yeni moda umutları Ertuğrul Erdoğan’a bağlamak. Spahija saç stiliyle Professor X’i andırsa da ikilinin arasındaki benzerlik bununla sınırlı. Zira Spahija’nın oyuncuları üzerinde gün itibariyle hiçbir kontrol gücü kalmamış durumda. Bandırma Kırmızı mağlubiyetiyle birlikte buzdağının görünmeyen kısmı da yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı ki artık Fenerbahçe’nin kurtarıcı olarak Ertuğrul Erdoğan'dan ziyade bir süper kahramana ihtiyacı var. Stan Lee'nin boşta olduğu ve Fener koçluğuna sıcak bakabileceği gelen haberler arasında. Lee pick&roll savunabilen bir pivot, oyunu kurabilen bir oyun kurucu ve savunma yapabilen bir de forvet çizerse, işler bir anda değişebilir. Neden olmasın?

Önemsiz bir detay, bu iki takım yarın Türkiye Kupası Çeyrek Finali’nde birbiriyle karşılaşıyor. Kırmızı köşe körlerin, mavi köşe ise sağırların. Umrunda olan?

4 Eylül 2011 Pazar

Petravicius Şampiyonayı ve Beşiktaş Defterini Kapattı

0 yorum

Dün gruptaki en önemli rakiplerinden milli takımımızı mağlup ederek keyifleri zirveye çıkan Litvanyalılar bugün gelen bir haberle sarsıldılar. Petravicius'un akciğerindeki problem nedeniyle hastaneye yatacağı ve en az 1 ay sahalardan uzak kalacağı açıklandı. Bu da ilk etapta şampiyonayı kapatması anlamına geliyor.

Şampiyonaya 3 pivot getiren Kemzura, Petravicius kaybıyla o bölgede Valanciunas ve Javtokas'ın eline bakmak zorunda kaldı şimdi. FIBA'nın oyuncu sayısını 14'ten ani bir kararla 12'ye indirmesi zaten tüm takımları sıkıntıya sokmuşken bu gelişme sonrası evsahibi rotasyonda zor günler geçirecek.

Bu haber Beşiktaş için de oldukça olumsuz bir gelişme. Gün içinde herhangi bir gelişme olmamasına karşın son birkaç saat içinde Beşiktaş basketbol şubesinin Petravicius anlaşmasını iptal ettiği sosyal medyada konuşulmaya başlandı. Geçtiğimiz sezon sakatlık dolayısıyla zor günler geçirip tekrar toparlanan Petravicius için de büyük bir hayalkırıklığı oldu bu hastalık. Umarım altından çok daha ciddi problemler çıkmaz ve basketbol hayatına devam eder.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Vlado Ilievski Anadolu Efes'te

1 yorum

Yaz başından beri fazlasıyla spekülasyona malzeme olan "Efes Point Guard için kimle anlaşacak" sorusu az önce cevabını buldu ve kulüp, resmi sitesinden Union Olimpialı Vlado Ilievski'yle 1+1 yıllık bir sözleşme imzalandığını açıkladı. Huertas'la başlayan, ancak oyuncunun Barcelona'yı tercih etmesi sebebiyle sonuçlanamayan, Patty Mills'le devam eden ve bu sefer de Efes'in vazgeçmesiyle tıkanan guard arayışı, Ilievski'yle son bulmuş oldu. Efes'te yabancı transferi de Ilievski imzasıyla son bulmuş gibi görünüyor, bunu da bir kenara not düşelim.

(Fotomaç mode on) Peki Vlado Ilievski kimdir? Kariyerine, Petar Naumoski'nin veliahtı olarak gösterilmek gibi ağır bir yükümlülükle başlayan Ilievski, o seviyeye hiçbir zaman ulaşamamış olsa da, artık 31 yaşında görmüş geçirmiş bir oyuncu statüsünde ve Euroleague'in 2000'li yıllardaki vazgeçilmezlerinden. 2000-01'de Efes'in o dönemdeki pilot takımı Antbirlik Antalya'nın forması giymiş bir oyuncu olarak kulübün yabancısı da değil. Connecticut çıkışlı Ilievski, Antalya'dan sonra Barcelona, TAU Ceramica, Siena, Partizan ve son olarak Olimpija gibi Euroleague gediklilerinde forma şansı buldu. CV'sinin bu kadar iyi olmasının sebebi, çok parlak bir oyuncu olmasa dahi müthiş bir istikrara sahip olması. Sakatlandığı ve süre bulamadığı dönemler dışında her daim belli bir seviyenin üzerinde kalmış üst düzey bir profesyonel olarak Ilievski'nin Euroleague radarından hiçbir zaman çıkmamış olması tesadüf değil. İyi bir saha görüşü ve handling'e sahip olmasına rağmen istikrarlı bir üç sayı tehdidi sunamaması yıllar boyu en önemli sıkıntısı oldu; ancak Efes'te beraber oynayacağı oyunculara bakınca bu sıkıntıyı minimum düzeyde hissedeceğini söyleyebiliriz.

Huertas'la çok yükseğe çekilen kalite çitası, geçtiğimiz günlerde Mills'le dibi boylamıştı. Mills'le anlaşıldığı haberlerinin geldiği dönemde yanlış transfer damgası yapıştırmak zor gelmiyorken bugün de Ilievski transferi ilk bakışta oldukça makul. Avrupa'da önemli isimlerin büyük çoğunluğunun çoktan yer değiştirmiş olması ve NBA'ciler dışında elde kalan tek opsiyon Papaloukas'ın Türk taraftarıyla olan hoş olmayan geçmişi Efes'i çaresiz bırakmış da olabilir. Ancak Vlado Ilievski sansasyonel olmasa dahi sistemde taşların yerine oturmasını sağlayacak önemli bir rol oyuncusu. Her şeyden önce, yeni bir maceraya girişmek yerine Kerem Tunçeri'ye bir numaralı oyun kurucu rolünü vermek bu transferin doğal sonucu olarak göze oldukça hoş görünüyor. 

19 Temmuz 2011 Salı

Tarence Kinsey Anadolu Efes'te İddiası

1 yorum

Transferin Avrupa'daki en flaş birkaç takımından biri olan Anadolu Efes Ermal, Batista, Barac, Savanovic, Vujacic gibi isimlerden sonra Huertas ile adı anılırken bir transfer bombası daha patlattı ve Fenerbahçe Ülker'den Kinsey'i renklerine bağladı. Haber henüz resmileşmiş değil ama çıkış kaynağı burası. Transferi doğrulayan bilgiler de yine twitter üzerinde dolaşıyor. Eğer imzalar gerçekten atıldıysa yarın gün içinde resmi açıklama gelebilir. Piyasayı allak bullak etti Anadolu Efes ve çıtasını çok yükseltti. Ne zaman duracaklar, nerede duracaklar gerçekten merak ediyorum. Kesenin ağzını açmak deyimi hiç bu kadar vücut bulmamıştı.

15 Temmuz 2011 Cuma

Sasha Vujacic Anadolu Efes'te

2 yorum

Deron Williams transferinin ardından nispeten durulan transfer gündemini, Efes bugün D-Will kadar büyük olmasa da önemli bir isimle hareketlendirdi. Sasha Vujacic'in 1+1'lik bir sözleşmeye imza attığı kulübün resmi sitesinden duyuruldu. "The Machine" yeni sezonda İstanbul semalarında boy gösterecek ve Efes'in rotasyonunda geçtiğimiz 2 sezonda Rakocevic'in üstlendiği rolü üstlenmekle yükümlü olacak.

2004'te Lakers tarafından 1. tur 27. sırada seçilen ve o günden bu yana NBA'de forma şansı bulan Vujacic'in Avrupa'da İtalyan Snaidero Udine takımıyla yaşadığı 3 yıllık bir tecrübesi de var. 2007-08 yılında zirvesine ulaştığı NBA performansının geneli kendisi hakkında esasen pek de olumlu ipuçları vermiyor. Kariyer şut yüzdesi %40'ın üzerine geçememiş bir oyuncu olarak Sasha Vujacic, perdeden çıkarak alacağı topları kullanmasını ya da ceza şutlarını bitirmesini isteyeceğiniz bir oyuncu. 7 yıllık Lakers macerasının genelinde inişli çıkışlı bir grafik gösteren, Lakers'ın şampiyonluğuyla sonuçlanan 2010 Finallerinin 3. maçında attığı kritik iki üçlükle NBA kariyerinin zirvesini gören Vujacic, o günden bu yana sahadaki performansından ziyade Maria Sharapova'nın erkek arkadaşı olma niteliğiyle anılıyor. Lakers'ta oynadığı sezonların hiçbirinde sezon ortalaması 20 dakikanın üzerine çıkamamasının ardından aradığı şansı 2011 sezonunun ortasında nispeten iddiasız bir takım olan New Jersey Nets'te bulan Sloven istatistiklerini de aldığı süreyle paralel olarak attırdı. Ancak veriminin de aynı oranda arttığını söylemek güç. NBA'de ev geçindirecek bir kontrat bulma şansı  olsa da lokavtın da etkisiyle Avrupa yollarını tutmaya karar vermiş olsa gerek ki, nam-ı diğer Mr. Sharapova önümüzdeki sezon Dünya Şampiyonası'nda oynama şansını bulamadığı Sinan Erdem'de boy gösterecek.

NBA'de atletizm eksikliğinden kaynaklanan savunma zaaflarının etkisiyle hiçbir zaman güvenilen bir oyuncu olmayı başaramayan Vujacic'in stili aslında Avrupa'ya daha uygun. Komple bir skorer olarak Avrupa düzeyinde Rakocevic'ten daha iyi olmasa da, doğru sistemde alacağı bitirici rolde önemli işler başarabilecek bir oyuncu. Bu sebeple, Efes'in izlemeyi seçtiği yolda aynı mevki için adları geçen Rakocevic ve Spanoulis'ten daha doğru bir tercih olması muhtemel. Huertas'ın da peşinde olduğu bilinen ve şablonunu ikili oyunlar üzerine temellendireceği aşikar olan Efes için önemli bir A planı olmasa dahi çok güçlü bir B planı olabilir Vujacic. 

Bunların ötesinde Vujacic hakkında ufukta görünen en büyük olası sorun zaman zaman yaşadığı karakter buhranları. Youtube'a "Sasha Vujacic fight" yazdığınızda yeterli materyale ulaşmak mümkün. Sahada kavgaya karıştığı ve dirsek attığı Goran Dragic'in dahilinde bulunması sebebiyle Slovenya milli takımından affını istemiş olması bunlardan en bilineni. Takım arkadaşı Ariza'yla maç sırasında kapışmışlığı, Iverson'la yaptığı sert bir faul sonrası didişmişliği de mevcut. Egosu oyununa kıyasla daha cüsseli olan "The Machine", yeni sezonda kontrol edilmek üzere bundan böyle Ufuk Sarıca'nın ellerine emanet. Saçlarını adam gibi kestirmesi, chest bump'larıyla izleyenleri şenlendirmesi ve yengeyi bol bol Sinan Erdem'de maç izlemeye getirmesi kendisinden üç dileğim. Blogu okuduğunu biliyorum, artık beni kırmaz Sasha'cığım.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Jaka Lakovic

0 yorum


Jaka Lakovic'i tanıyor olmak için bu blogu düzenli olarak takip ediyor ya da düzenli olarak Avrupa basketbolunu seyrediyor olmaya gerek yok. Sloven oyuncu son 10 yılda Barcelona ve Panathinaikos formalarıyla oyuna kritik dakikalarda attığı imzalarla ün yapmış ve Sloven basketbolu denilince akla gelen ilk isim olmayı başarmış önemli bir isim, hatta işi bir adım öteye taşırsak bir basketbol markası. Bugünlerde 32 yaşında olan Jaka yavaş yavaş basketbol sahnesinin üst seviyesindeki yerini sonraki nesile bırakıyor olsa bile, Galatasaray'ın hedeflerini ve rakiplerinin zihninde yaratmayı amaçladığı imajı destekleme doğrultusunda yapılmış önemli bir transfer. Jamon Gordon eklemesiyle paralel değerlendirildiğinde bu transfer daha da rayına oturuyor. Söz konusu bir Oktay Mahmuti takımı olduğunda, oyuncuların kuvvetli yanlarından yüksek verim almak ve zaaflarından takıma yansıyacak hasarı minimuma indirmek büyük dert değil. Bundan daha önemli olan konu, Jaka Lakovic'in kariyeri ve özellikle de egosuyla, Mahmuti'nin bütün kariyeri boyunca yönettiği en zorlu oyunculardan biri olarak kayıtlara geçecek olması. Bundan dolayı, transferin kağıt üzerinde mantıklı görünmesinin yanında evdeki hesabın çarşıya uymaması ihtimali de yok değil.

İki ucu keskin bıçak Lakovic'in Mahmuti'nin ve Galatasaray'ın canını en çok sıkacağı nokta savunma. Fiziği itibariyle sert bir savunmacı olmaya elverişli olmayan Lakovic'in, öyle bir niyeti de pek yok. Bu pencereden bakıldığında geçtiğimiz sezonun yarısını Fenerbahçe'de geçiren Saras'la epey benzeştiği söylenebilir. Mahmuti'nin savunmada guard'a baskıya dayanan sisteminde Jerry Johnson gibi hiperaktif bir oyuncudan sonra Lakovic'in nasıl bir role bürüneceği aklıma gelen sorulardan ilki. Jamon Gordon transferi ise işte bu noktada büyük önem kazanıyor. Lakovic'in savunma zaaflarını yok etme planının en basit ve olası çözümü 2 numarayı rahatlıkla kotarabilecek bir savunma spesyalisti olan Gordon'ı Jaka'yla beraber kullanmak. Kadrodaki bir diğer savunmacı Evren Büker de bu konuda Gordon'a yardımcı olması beklenebilecek diğer opsiyon. Galatasaray Lakovic'i mümkün olduğunca rakibin hücumdaki etkisiz elemanlarıyla eşleştirerek zinde tutmaya ve zaaflarından en az miktarda zarar görmeye çalışacak olsa da Euroleague seviyesinde rakiplerde etkisiz eleman bulmak o kadar da kolay olmayabiliyor. Bu sebeple yanında oynayacak ekstra savunmacı bir oyuncuya ihtiyacı olacaktır Lakovic'in.

İş hücuma geldiğinde ise Lakovic Galatasaray'a mevcut kadroda olmayan önemli bir olguyu vadediyor. Fenerbahçe serisinde sıkıntısı en çok çekilen nokta olan "yoktan var edebilecek" oyuncu ihtiyacı Lakovic'in takıma katılmasıyla kağıt üzerinde giderildi. Ancak şapkadan tavşan çıkaran Lakovic tipi oyuncular, getirdikleri bir dizi avantajla beraber bir o kadar defoyu da kapatılmak üzere koçlara sunuyorlar. Panathinaikos, Slovenya ve Barcelona formalarıyla farklı koçların yönetimleri altında izleme şansı bulduğumuz Lakovic'in farklı yönetimler altında bambaşka iki oyuncuya dönüşebildiğine tanıklık etme fırsatı bulduk. 2010'da Becirovic yönetimindeki Slovenya'da başına buyruk hareket ederek sistemiyle var olmaya çalışan bir takıma zarar veren Lakovic, Obradovic yönetimindeki Panathinaikos'ta bunun tam tersi bir oyuncu profili çizerek kendisini tüm Avrupa'ya kritik anların eli titremeyen adamı olarak tanıtmıştı. Mahmuti'ye düşen en kritik görev iki farklı Lakovic arasındaki çizgiyi iyi çizebilmek. Lakovic'i gerektiğinde Gordon'la ya da 2 numaraya çekerek Ender-Tutku ikilisinden biriyle kullanabilir; ancak kimle oynadığından ziyade kimin için oynadığını oyuncuya anlatmak asıl elzem olan nokta. Lakovic'in Galatasaray'da yıldız oyuncu konumunda bulunacak olması ve Galatasaray'ın takım yapısı itibariyle Slovenya'ya Panathinaikos'a olduğundan daha yakın olması, Mahmuti'nin işini Obradovic'e göre daha da zorlaştırıyor; ancak Jerry Johnson'dan bile verim almayı başarabilen bir koçun Lakovic'i kullanmak konusunda olumlu sonuçlara ulaşması o kadar da zor değil. Bu ülkede böylesine önemli bir oyuncuyu iş yaparken izlemek, giyeceği formanın renklerine bakılmaksızın büyük bir zevk olacaktır şüphesiz.

Lakovic transferini kötü haber olarak algılayacak (en azından algılaması gereken) tek isim ise Ender Arslan. Rotasyonda yer alması zorlaşacak olan ilk oyuncu, iyi bir sezon geçiren ve üzerine kurulu pick and roll sistemiyle zaman zaman potansiyelini dahi aşan Tutku değil, kenardan havlu sallamaya Efes'ten oldukça alışık olan Ender olacaktır. Guard rotasyonuna geniş pencereden bakıldığında bir koçun hücumda bir oyun kurucudan isteyebileceği her şeyi verebilecek üç farklı tipte oyuncunun elde olması Oktay Mahmuti adına büyük şans. Hücumda bu nimetlerin keyfini sürecek olan Mahmuti'ye düşen en büyük görev ise üç oyuncunun da sahip olduğu savunma zaaflarını takım savunmasının gölgesinde eritmek. 43 yaşında olmasına rağmen müthiş bir özgeçmişe sahip olan Oktay Mahmuti'yi bu sezon geçtiğimiz yıla oranla farklı bir meydan okuma bekliyor. Hedefler büyüdükçe sorumluluklar ve çözülmesi gereken sorunların çapı doğru orantıyla büyüyor. Oktay Mahmuti'nin bu yükün altından Efes günlerindeki gibi kalkıp kalkamayacağını ise zaman gösterecek.

12 Haziran 2011 Pazar

Gagaloudis Mersin'in Hedefinde (mi ?)

1 yorum

Geçtiğimiz sene Grundy ve Kommatos'u sezon ortasında Yunanistan'dan alan ve özellikle Grundy'nin performansıyla ligde kalmayı başaran Mersin BŞB için Yunan basınının yazdığı yeni isim Giannis Gagaloudis. Maroussi'de sezonu tamamlayan 33 yaşındaki oyun kurucunun Mersin'in transfer listesinde olduğu söyleniyor. Normalde pek TBL yazmam ama sözkonusu memleketimiz olunca durum biraz hassas oluyor. Ufak bir araştırmayla kendisinin gerçek bir psikopat olduğu ve Panathinaikos'un meşhur Gate 13 tribününden olduğunu öğrendim. Daha da önemlisi Mersin BŞB staffı bu ismi ilk kez duyuyor. Yani ya kulüpte transfer işlerini birileri gizlice yürütüyor ya da artık Yunanistan'da pazarlık ve fiyat arttırma aracı Mersin BŞB olmuş. Ne desem bilemedim. Hakan Köseoğlu'nun durumunun henüz net olmadığı ve gündemde TBL'de yer alan bir guard olduğu günlerde Gagaloudis de iki gün sonra imzalarsa şaşırmam, burası Mersin. Hayırlısı olsun.

10 Haziran 2011 Cuma

Dusko Savanovic Efes Pilsen'de

1 yorum

Gün içinde Can İşbakan ve İsmail Şenol twitterdan aktardılar, akşam da bütün Sırp sitelerine haber düştü. Resmi açıklama yok ama o da bir aksilik olmazsa birkaç gün içinde gelir. Sözleşmenin bol sıfırlı ve 3 yıllık olduğu söyleniyor. Valencia'nın Eurolig hakkını yitirmesinden sonra önce Pesic, sonra Javtokas, şimdi de Savanovic takımda ayrıldı. Durağının Efes Pilsen olması süper bir haber. Güzel bir hamle, güzel bir yama. Ufuk Sarıca'ya güvenilmesi iyi hoş ama keşke Pesic de gelseydi diyorum kendi adıma.

Fenerbahçe Ülker Bourousis'i İstiyor

1 yorum

Başlığı hiç değiştirme ihtiyacı duymadım. Yunanlar Fenerbahçe'nin Bourousis'i istediğini bu satırla manşete taşıdılar. Bourousis 2009 yılında Olympiakos'la yıllık 1.6 milyon euroya sözleşme yeniledi ve kontratı 2012'de sona eriyor. Serbest kalması için ise 1 milyon euroya yakın tazminat maddesi var. Üstelik bu rakam Yunan pivota sadece NBA kapısı aralıyor. Yalnız durum para olayından biraz farklı. Birincisi Olympiakos bütçe kesintisine gidiyor ve bu süreçte bazı yüksek kontratlı oyunculara kapı gösterilebilir. İkincisi de sene içinde Bourousis'in Ivkovic'le yaşadığı sıkıntı ve 1 ay boyunca en kritik yerde kadro dışı kalması. Henüz Ivkovic'in Olympiakos'la devam edip etmeyeceği belli değil ancak ederse Bourousis'i düşünmeyebileceğini varsayabiliriz. Bourousis Avrupa'da büyük hedefler peşinde koşan her takım için muazzam bir transfer olur. Redplanet Olympiakos'un kalbidir, onların yazdığı her söylentiyi doğru olarak kabul edebiliriz. Ama Bourousis'in daha önceki kontrat pazarlığı da akıllardan çıkmıyor.

Resmin kaynağı  İn The Game Basket sitesidir.

7 Haziran 2011 Salı

Fotsis'e Türk Kulüplerinden Yakın Takip

2 yorum

Hem THY Euroleague Final Four'unda hem de Yunanistan finalinde kritik roller oynayarak iki kupada büyük emeği olan Antonis Fotsis'in sözleşmesi bu yaz sona eriyor. Islak imzasını görene kadar da muhtemelen birçok transfer senaryosunun başrolünde oynayacak. Final sonrası Yunan basınına "Panathinaikos benim evim, burada kalmak istiyorum ." dedikten çok kısa bir süre sonra adı başka kulüplerle anılmaya başlandı. İşin ilginci adı geçen üç kulüp de bizden; Galatasaray Cafe Crown, Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen. Üç büyük kulübümüzün de Fotsis'le ilgilendiği yazılan haberde annesinin İstanbul kökenli olduğu ve Türk pasaportu alabileceği gibi ütopik bir durumdan da bahsediliyor.

Biraz kurcalayınca Fotsis'in Panathinaikos'tan yıllık 1,5 milyon aldığı ve Rusya'dan döndüğünde Olympiakos 500 bin dolar daha fazla vermesine rağmen Panathinaikos'u tercih ettiği ortaya çıkıyor. 30 yaşındaki Fotsis form durumuyla kariyerinin son ve en kazançlı olabilecek 3 yıllık kontratını yapmaya çalışacaktır. Sözkonusu para savurarak 30 yaş üstü oyuncu almak olduğunda kulüplerimizden daha bitirici kulüp sayısı Avrupa'da azdır. Sonuçta Avrupa şampiyonu Panathinaikos'u normal bir kontratla terkedeceğini sanmıyorum. Eğer söylentilerde gerçeklik payı varsa (ki bir tanesi için olduğunu duydum) kulüplerimizin kesenin ağzını biraz açması gerekiyor.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Spahija'ya Real Madrid Kancası

0 yorum

Birkaç yıldır yaptığı tüm hamlelere rağmen Joan Plaza’dan sonraki dönemde başarıyı yakalayamayan Real Madrid THY Euroleague Final Four’da elde ettiği dördüncülükten sonra yeni sezonun çalışmalarına başladı. Messina’nın asistanı Molin’e takımı sezon sonuna kadar emanet eden Real Madrid büyük ihtimal yeni sezonda yeni bir koçla devam edecek. Koç adaylarından biri de Sloven basınına göre Fenerbahçe Ülker’in koçu Neven Spahija. Avrupa’da istediği herşeyi elde etmesiyle ünlü Real Madrid Spahija’yı ne kadar istiyor bunu görmek gerekiyor çünkü Fenerbahçe Ülker’le kontratı olmasına rağmen yüksek bir ikna güçleri olduğunu biliyoruz. Marca ve AS gazetelerinde konuyla ilgili haberleri beklemek lazım çünkü onlar yazmadan Real Madrid’in transferleri söylentiden öteye gitmiyor. 

Herreros gelecek sene için daha kuvvetli ve tempolu bir takım kurma niyetinde ki zaten gidecek ve kalacaklara daha sonra değineceğim. Ama Real Madrid kadrosu ve önümüzdeki sene için planları Spahija’ya çok çok uygun. Şimdilik haberin linkini verelim. İstanbul’daki Final Four için iştahı kabaran, yeni salonuna kavuşacak ve daha şimdiden bazı isimlere sözleşme imzalatan Fenerbahçe Ülker üstelik de bu isimleri Spahija’nın tercihine göre yapmışken bu mücadelede bütün kozlarını oynayacaktır diye düşünüyorum.

27 Şubat 2011 Pazar

Sırplar'a Göre Efes Pilsen Vujosevic'in Peşinde

1 yorum

Teknik adam marketinin şu anda en gözde ismi Dusko Vujosevic. CSKA Moskova'dan kovulduktan sonra birçok takımla (Roma, Partizan vs) adı anıldı ama o tatil yapacağını, yaza kadar takım çalıştırmayacağını açıkladı. Sırplar'ın iddiasına göre Perasovic'in performansından memnun olmayan başkan Tuncay Özilhan maliyeti neyse ödeyip Dusko Vujosevic'i takımın başına getirmek istiyor. Benim de bundan 2-3 hafta önce bir temenni olarak zikrettiğim hadise Sırp basınında  şu anda manşet durumunda. Gelir mi gelmez mi, dedikodu mu yoksa aslı olan bir iddia mı önümüzdeki günlerde göreceğiz. Denklemde doğru olan iki şey varsa biri Vujosevic'in boşta olduğu, diğeri de Perasovic'in performansının hiçbirimizi memnun etmediği. Tabi Efes Pilsen'de problem tepeden başlıyor, onu da eklemek lazım. Perasovic'i gönder Vujosevic'i getir, Vujosevic'i gönder bir başkasını getirle kolay çözülecek bir durum değil Efes Pilsen'deki.

14 Ocak 2011 Cuma

Ronald 'Flip' Murray Efes Pilsen'de

1 yorum

İki haftadır konuşulan söylentiye Efes Pilsen resmi açıklamayla noktayı koydu, Flip Murray'le sezon sonuna kadar sözleşme imzalandığını açıkladı. Okyanusun karşı tarafıyla pek fazla ilgili olmadığım için oyuncu hakkında pek bilgim yok ama en kısa zamanda bilirkişilerden tanıtıcı bilgi alacağım. Efes Pilsen'e hayırlı olsun. Ama esas sorun o bölgede miydi yoksa pota altında mı onu da ayrıca tartışmak gerekiyor.

13 Ocak 2011 Perşembe

Fenerbahçe Ülker'de Merak Edilenler

9 yorum

Şehir küçük, basketbolun derinine inen insan sayısı az olunca Mersin gibi bir yerde bazı şeylere ulaşmak büyük şehirlerden daha kolay oluyor. Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe Ülker'in Mersin ziyareti de şehirde (maçın haricinde) sessiz sedasız geçen bir program oldu. Gün içinde Fenerbahçe Ülker Genel Koordinatörü Aydın Örs'e iletmek istediğiniz soruları alıp, 21 soruluk kendi listemle beraber akşam otelin yolunu tuttum. Bugüne kadarki sessizliğin sebebi de aslında bundan kaynaklanıyor. Karakteri ve duruşuyla her zaman camiaya örnek olmuş bir isim olan Aydın Örs'le röportaj formatından tamamen uzak, herhangi bir kayıt yapmadan güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Akşamın devamında da diğer kaynaklardan merak ettiğimiz noktalara cevap aradık. Ercüment Sunter, Serdoğan Ersözlü ve Zafer Kalaycıoğlu gibi ağır misafirlere rağmen bana önemli bir süre ayıran Aydın Örs'e sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Kendisiyle tanışmak, sohbet etme imkanı bulmak gerçekten çok özel ve heyecan vericiydi. Sohbetin önemli bir kısmı malesef off the record kalacak. Bunun için herkesten özür diliyorum ancak Aydın Örs daha önceki röportaj taleplerini geri çevirdiğini ve bu röportaj şeklinde gerçekleşirse diğer arkadaşlara haksızlık olacağını ifade etti. Ben de bir kez daha ortaya koyduğu karaktere ve görüşüne saygı duyarak taraftarın merak ettiği önemli soruların cevaplarını farklı kaynaklardan aramaya çalıştım.

Fenerbahçe Ülker'de yaşanan değişim, Efes Pilsen'in kapanma durumu ve altyapı konusu Aydın Örs'ün ağzından açıklamamda sakınca olmayan konular. Sadece parke üzerinde değil işin perde arkasında ve psikolojik yönünde de önemli çalışmaların yapılmadığını bu sohbette öğrenme şansım oldu.

Fenerbahçe Ülker'de geçen seneden bu seneye yaşanan değişimde kendisinin çok büyük bir payının olduğunu söylediğimde Aydın Örs herzamanki mütevaziliğiyle bu oranın en fazla %10 olabileceğini söyledi. Takımın korkusuzca saha içinde mücadele ettiğini, önceden Avrupa şampiyonu takımla karşılaştıklarında peşinen yenilgiyi kabul eden bir takım olduğunu, bu sene ise bu takımları yenmek için sahaya çıktıklarını, aksi takdirde Barcelona'yı, Siena'yı yenmelerinin mümkün olmayacağını söyledi.

NIJT'nin Roma ayağında Fenerbahçe Ülker şampiyon oldu ve Barcelona'da Final Four'a katılmaya hak kazandı. Aydın Hoca'yla en uzun konuştuğumuz konu da sanırım buydu. Fenerbahçe Ülker altyapısı miniklerde, yıldızlarda şampiyon olmak için değil, oyuncu yetiştirmek için var diyerek, bu şampiyonluğun hem iç kamuoyuna hem de Eurolig yönetimine karşı kulübün altyapısının çalıştığını ve güçlü olduğunu göstermek anlamına geldiğini söyledi. Böyle bir zaferle Fenerbahçe'nin Eurolig nezdinde itibarını güçlendirdiğini, kulübün geleceğinin emin ellerde olduğunu gösterdiğini ifade etti. Kulübün elindeki Eurolig A lisansının çok önemli olduğunu, geçen sene en az seyirci ortalamasına sahipken bu sene zirveye çıkmalarıyla beraber gelen bu altyapı başarısının da geleceğe yönelik önemli bir imaj yaratacağını söyledi.

Efes Pilsen içinse tek bir cümlesi bence yeterli : "Bu çok acı bir şey. Efes Pilsen bir tarih. Bugün Türkiye'de basketbolu seven herkesin buna üzülmesi gerekir."

Fenerbahçe Ülker taraftarlarının çoğunlukla merak ettiği konuların da kısmen de olsa cevabını çeşitli ağızlardan buldum.

Fenerbahçe Ülker'in en büyük eleştirilen noktalarından biri de pazarlama ve iletişim kanallarındaki zayıflığı. Böyle bir kulübün Eurolig seviyesinde bir web sitesinin olmamasının büyük bir eksiklik hatta utanç olduğunu her zaman söylemişimdir. Bu noktada taraftarlara güzel haberler verebilirim sanırım. Fenerbahçe Efes Pilsen'in ödüllü pazarlama sorumlusu Kutluhan Yavrucuk'u transfer etti ve web sitesini de Defne adında bir arkadaşa emanet etti. Buralarda yoğun çalışmalar yapılıyor. En kısa zamanda da Twitter ve Facebook gibi sosyal paylaşım ağlarında kulübün yer alacağı söylendi . Bu konuda sürekli toplantılar ve planlamalar yapılıyormuş. Kulüp bu ortamlardaki potansiyelin farkında ve bu konuda büyük gayret var. 

En çok merak edilen konu uzun transferi belki de. Lavrinovic'in formsuzluğu, Vidmar'ın sakatlığı derken Fenerbahçe Ülker Sean May'in de gelişiyle o bölgede hayli yumuşadı. Uzun transferinin gündemde olmadığını, Spahija'nın da böyle bir talebinin olmadığını öğrendik. Fenerbahçe Ülker mevcut uzun rotasyonuyla lige ve Top 16'ya devam edecek gibi görünüyor. Lavrinovic'in , formsuzluğunu çok fazla kafasına taktığını ve mental olarak geriye düştükçe oyununu da olumsuz etkilediğini öğrendik stafftan. Kendisi Mersin'e gelmiş olsaydı bizzat sorma şansımız olurdu ama Spahija o hafta kendisine izin vermişti ve otelde yoktu.

Geldiğinde büyük heyecan yaratan ama ortaya koyduğu silik oyunla, özellikle de kötü ve umursamaz savunmayla hayalkırıklığı yaratan Lynn Greer meselesi de en çok merak edilenlerden biri. Bu konuda artık yolun sonuna gelindiğini öğrendik. Sezon başı Engin'in ani sakatlığı neticesinde kontratında indirim yapan ve takımda kalan Lynn Greer'in TBL sözleşmesi feshedilmiş. Eurolig'de de Spahija kendisini düşünmüyor. Zaten Jasikevicius'tan sonra takımda kalması mucizeydi. Greer'in her an bir takımla imzalayabilirmiş.

Taurasi hususunda kulüpte çok büyük bir üzüntü var. Takım avrupa şampiyonluğuna inanmışken ve yürürken bu yaşananlar kulüpte matem havasına sebep olmuş durumda. Sözleşmenin feshedilmesi konusunda ise herhangi bir tereddüt yaşanmamış gibi gözüküyor. Taurasi'nin bir şekilde hakkını savunarak 6 ay ceza almasının da ihtimal olarak mümkün olduğunu ama kulübün bunu düşünmeden, hatta beklemeden fesih kararı aldığı en sık ve ortak kullanılan ifadeler. Penny Taylor olayı ise otel ziyaretinden sonra patlak verdi. Ben birkaç farklı kaynaktan Taylor - Taurasi hakkında özel yaşamları ile ilgili konuşulanları sordum ama böyle bir durumun yaşanmadığının söylendiği aktarıldı bana. Belki de kimse bu konuda bir şey söyleyip sorumluluk almak, risk altına girmek istemedi. Ben yine de şansımı denedim.

Kendi adıma beklentilerimin üzerinde bir akşam geçirdim ama daha fazlasını, özellikle de Aydın Örs'ün ağzından çıkanları yazamadığım için de mahçubiyet ve üzüntüyü aynı anda yaşadığımı söyleyebilirim. Bizim gibi amatörler için böyle anlar karşılıklı güvene dayanarak, çeşitli referanslarla mümkün olabiliyor. Bu noktada da sevgili kardeşim İsmail Şenol'a teşekkürlerimi iletiyorum.

Umarım bir gün daha güzel ve detaylı bir röportajla bunu telafi edebilirim.

7 Ocak 2011 Cuma

Aydın Örs'e Soruları Alalım

23 yorum

Türk basketbolunun efsane ismi ve Fenerbahçe Ülker Genel Koordinatörü Aydın Örs'le bir aksilik olmazsa bu akşam veya yarın sabah kısa, güncel bir sohbet gerçekleştireceğim. Sormak istediğiniz sorular varsa bu akşam yorum kısmına bırakın, elimden geldiğince ve vakit yettikçe sormaya çalışacağım.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Fenerbahçe Ülker: 81 - Efes Pilsen: 72 (Kalitesiz Derbiye Marko Tomas İmzası)

5 yorum

Haftanın en önemli maçı için gözler bu akşam erteleme maçında Sinan Erdem'deydi. Sadece iki takımın klasik final takımları olmasının yanında Fenerbahçe Ülker'in yılbaşı hediyesi Jasikevicius'un oynayacağı bilgisi bile heyecanın artmasına yetti. Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen maçlarının kalite düzeyine ve sertliğine alışkın olan Türk basketbolseverler için kalite düzeyi oldukça düşük bir maç oynandı bu akşam. Her ne kadar Spormax'ın canlı yayın ekibi (esasında Skytürk ekibi diyelim) zevkten ve kaliteden çıldırmış olsa da ben hala onların monitörde farklı bir maç seyrettiğini düşünüyorum çünkü özellikle ilk yarıda savunmadan ve sertlikten eser yoktu. 

Efes Pilsen Wisniewski - Rakocevic ikilisiyle başladığı maçta Ukic ve Ömer Onan'a baskı yaparak Fenerbahçe Ülker'in rahat top kullanmasını engelleyerek onları düzen dışına itmeye çalıştı. Fenerbahçe Ülker'in Ukic'siz veya Ukic etkisizken ne kadar silik olduğunu bilen Perasovic, Kerem Tunçeri'yi benche yollayarak hücum dezavantajına rağmen Wisniewski'nin çabuk ayaklarının savunmada artı sağlayacağını düşünerek maça başladı. Bunda başarılı olduğunu da söyleyebiliriz. Fenerbahçe Ülker'de çift bıçaklı Ömer Onan savunmada rakibin en etkili silahı Rakocevic'i tutmaya çalışırken, hücumda da yine aynı isimle boğuşmak zorunda kaldı ve ilk dakikalarda çok etkisizdi. Bu bölümde Fenerbahçe Ülker adına sahada ayakta kalabilen tek isim Marko Tomas'tı. Sinan Güler'e karşı sahip olduğu fizik avantajını iyi kullandı. Sinan Güler'in genelde rakiplere karşı kullandığı en etkili kozu atletizm Marko Tomas bünyesinde bulununca Sinan hem istediği oyunu ortaya koyamadı, hem de erken faullerle oyundan düştü. 

Tabi bu işin bir tarafı. Bir de madalyonun ilk yarıda parlayan kısmı var, o da Efes Pilsen. Maça pota altındaki Vujcic avantajıyla başlayan ve Lavrinovic'e üstünlük sağlayan Efes Pilsen Fenerbahçe Ülker savunmasını 20 dakika boyunca geçmekte zorlanmadı. Özellikle ilk çeyreği zayıf bir BBL takımına karşı oynar gibi rahat ve özgüvenle oynadı. Rakocevic ve Vujcic'in hücumdaki performansı Spahija'ya 10 dakika içinde fazlasıyla zor anlar yaşattı ve sürekli hamle yapma mecburiyetinde bıraktı. Kilitlenen Ukic'in yerine Jasikevicius, boyalı bölgede maçı izleyen Lavrinovic'in yerine Oğuz Savaş ve Rakocevic'i bazı pozisyonlarda kaçıran Ömer Onan'ın yerine de Kinsey hamleleri Spahija'nın giderek açılan farkı normal seyrine döndürmek için 10 dakika içinde yaptığı hamlelerin bazılarıydı. 

Maç belli bir süre Efes Pilsen adına "kötü savunma-iyi hücum", Fenerbahçe Ülker adına da "kötü savunma-kötü hücum" düzeninde devam etti. Fenerbahçe Ülker yakaladığı boş şutları kötü kullanınca, zaman zaman da gereksiz zorlayınca çok da iyi savunma yapmayan Efes Pilsen'e karşı avantajı bir türlü eline geçiremedi. Bir o tarafa, bir bu tarafa dalgalanan ikinci çeyreğin sonunda soyunma odasına 41-37 önde giden Efes Pilsen tehlike çanları rakamlarda gizliydi. İlk yarı sonunda Efes Pilsen'in 10, Fenerbahçe Ülker'in 7 faulü; Efes Pilsen 3/4 serbest atışı, Fenerbahçe Ülker'in 10/14 serbest atışı vardı. Bunu Fenerbahçe Ülker'in yumuşak savunmasına bağlamak bir yaklaşım olabilir ama ben Fenerbahçe Ülker'in tüm kötü gidişata rağmen Efes Pilsen'den daha agresif bir oyun oynamasına bağlıyorum. Fenerbahçe Ülker sürekli zorlayıp kötü şut tercihlerinde bulunurken Efes Pilsen zaman zaman üstünlüğüne rağmen pota altında boğuşmayı tercih bile etmedi. Faturasını da ikinci yarıda ödedi.

İlk periyodun sonundan itibaren Spahija'nın hamleleriyle Fenerbahçe Ülker'in tek bir amacı vardı, o da savunma dozunu olabildiğince arttırmak. İkinci periyodda başarılı ve başarısız oldukları dönemler vardı ama zirve noktası üçüncü periyodun ortasından itibaren geçen 10 dakikalık süreydi. Tablo bu sefer Fenerbahçe Ülker adına "iyi savunma-iyi hücum", Efes Pilsen adına "kötü savunma-kötü hücum" oldu ve 17-1 lik seri ile Fenerbahçe Ülker geri döndürülmesi zor bir fark yakaladı. Fenerbahçe Ülker üçüncü periyodun ortasında Ömer Onan'ın üçlüğüyle ilk defa öne geçti ama esas giyotini indiren bölüm periyodun sonlarında Oğuz - Kaya ikilisinin Dudley - Nachbar ikilisine pota altında kurduğu üstünlüktü. Zaten bu kısa periyodda fark 7 sayıya çıktı ve son bölümde de giderek arttı. Maçın sonlarında farka aldanıp karşısında Efes Pilsen'in olduğunu unutan Fenerbahçe Ülker'e Efes Pilsen tokadı gecikmedi ama maçın yıldızı Marko Tomas'ın son bölümdeki yüksek özgüveniyle Fenerbahçe Ülker kabustan uyanarak maçı 81-72 almayı başardı.

Greer'in tribünde oturması ve Jasikevicius'un sahada olması daha ilk maçtan farkı ortaya koydu. Fenerbahçe Ülker Jasikevicius'un oyunda olduğu anlarda Greer dönemine göre çok daha derli toplu bir oyun sahaya koydu. Bir ara da Saras'ın merhaba resitaline şahit olduk. Onu hangi forma altında olursa olsun BBL'de izlemek olağanüstü bir mutluluk. Gerçekten rüya gibi. Efes Pilsen Vujcic - Lavrinovic eşleşmesinde verdiği darbeyle Fenerbahçe Ülker'e sıkıntısını, Fenerbahçe Ülker de Dudley - Nachbar oyundayken verdiği hasarla Efes Pilsen'in rotasyondaki sıkıntısını rakibine bir kez daha hatırlattı. Kaya Peker, Kerem Tunçeri, Kerem Gönlüm ve Oğuz Savaş'ın güzel oyunları büyük alkışı hak etti ama en büyük alkış tabi ki Hırvat koçların derbisine damga vuran Hırvat oyuncu Marko Tomas'a. Çok büyük bir özgüvenle oynadı ve attıkça Cibona günlerinden kesitler sundu. Herşeye rağmen kalitesi oldukça düşük, Final Four adaylarının maçından ziyade Bormio hazırlık maçı seviyesinde bir maçtı. Avantajı eline geçiren Fenerbahçe Ülker oldu. 9 sayılık fark hem liderlik mücadelesi için, hem de Efes Pilsen'i alta alıp playoffta ikinci maç öncesi için önemli bir avantaj oldu.

Bir not da maç esnasındaki itiraz için ekleyelim. Jasikevicius için Efes Pilsen maç esnasında bir itirazda bulundu. Maçın esas oynanması gereken günün Pazar olduğu ve lisansın bugün çıkarıldığı yani Jasikevicius'un bugünkü maçta oynamasının geçersiz olduğunu iddia ediyorlar. Karar neye bağlanır bilemem ama böyle bir durum sözkonusu. Değinmeden geçmeyelim.

FENERBAHÇE ÜLKER (81): Roko Ukic 15 (2 ribaund- 2 asist), Mirsad Türkcan (5 ribaund- 1 asist), Ömer Onan 7 (1 ribaund), Darjus Lavrinovic 4 (1 ribaund- 2 asist), Sarunas Jasikevicius (1 ribaund- 3 asist), Kaya Peker 16 (8 ribaund- 3 asist), Oğuz Savaş 11 (2 ribaund), Tarence Kinsey 6 (7 ribaund), Marko Tomas 22 (3 ribaund- 2 asist), Emir Preldzic (1 ribaund- 2 asist)

EFES PİLSEN (72): Andrew Wisniewski 4 (4 ribaund- 1 asist), Igor Rakocevic 14 (1 ribaund- 1 asist), Kerem Tunçeri 11 (4 ribaund- 8 asist), Bootsy Thornton 2 (5 ribaund- 2 asist), Kerem Gönlüm 18 (8 ribaund- 2 asist), Nikola Vujcic 12 (1 ribaund- 3 asist), Bostjan Nachbar 4 (2 ribaund- 1 asist), Sinan Güler (1 ribaund- 1 asist), Ersin Dağlı 7 (3 ribaund)

2 Ocak 2011 Pazar

Miroslav Raduljica'dan Haber Var

0 yorum

(Foto : Efesliler)

Ne olduğu ne bittiği, ne durumda olduğu hakkında çok fazla kimsenin fikir sahibi olmadığı, Eurolig sitesinin iki aydır her hafta "1 hafta daha oynayamayacak" dediği Miroslav Raduljica Sırp sitesi Kosarka'ya ses vermiş. Birçok sitede oyuncular dönem dönem yazılar yazıyorlar. Raduljica da "Merhaba" diyerek başladığı yazısında çok fazla sportif konulara değinmeden birşeyler karalamış. Özellikle de İstanbul trafiğinden fazlasıyla dert yanmış. Yazının tamamı burada, Miroslav da koşmaya, şut atmaya başladığını söylüyorsa inşallah en kısa sürede sahalarda olur.

31 Aralık 2010 Cuma

Jasikevicius Fenerbahçe Ülker'de

3 yorum

Normalde Krepsinis ve benzeri siteler yazsa resmi açıklama gelmeden itibar etmezdim ama Lietuvos Rytas'ın resmi sitesinde geçti haber. Bir kulübün resmi sitesi haberi giriyor ki Rytas sitesi Avrupa'nın en ciddi ve en iyi işleyen kulüp sitelerinden biridir. Greer sonrası Jasikevicius şu form durumuyla rüya gibi. Şahsen artık sadece resmi açıklamayı bekliyorum.  Ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali Fenerbahçe Ülker yönetimi F4'ü ne kadar ciddi düşündüğünü açıkça göstermiştir. Umarım bir aksilik yaşanmaz.

Düzeltme:  Yazdıktan kısa bir süre sonra resmi açıklama da geldi.

Fenerbahçe Ülker Erkek Basketbol Takımımıza Litvanyalı basketbolcu Šarūnas Jasikevičius’un transfer edilmesi için prensip anlaşmasına varılmıştır. 1976 doğumlu Litvanyalı point guard, son olarak Lietuvos Rytas formasını giyiyordu.

Fenerbahçe Spor Kulübü

 
Maliano - Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın...