Sitedeki bütün yazılar tarafımızdan hazırlanmaktadır. Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın.

Turkey 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turkey 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2010 Çarşamba

Bronz Madalyanın Litvanya İçin Anlamı

1 yorum

Litvanya gibi bir basketbol ülkesinin dünya şampiyonalarında madalya alması çok da garipsenecek bir durum değildir. Ama 2010 Dünya Şampiyonası Litvanya için Türkiye'den çok daha özel bir sonuçla sona erdi. Herhangi biri Litvanya'nın, aldığı bronz madalyaya Türkiye'nin aldığı gümüşten daha fazla sevineceğini söylese herkes buna gülüp geçerdi. Ama buraya kaliteleriyle eşdeğer formsuzlukta öyle 12 adamla geldiler ki kimse hatta oyuncuların kendileri bile bunu beklemiyorlardı. İşte tam da bu durumla ilgili çok güzel bir klip hazırlanmış. Videonun ilk yarısı Polonya'daki berbat performansın yanında, buraya gelen oyuncuların ne kadar kötü bir yıl geçirdiğini anlatıyor. Kalan bölüm ise rüya gibi geçen Türkiye serüvenini. Pocius "Biz de böyle birşey beklemiyorduk." derken Seibutis kulak misafiri olduğum röportajında "Bizim için 2011 Avrupa Şampiyonası öncesi antrenman yapar gelirler diyorlardı ama biz takım olduk ve başardık." dedi. Onlar gerçekten takım olmuşlardı ve her maç sonrası bir kolej takımı havasında devam ettiler. Bu zaferle beraber umutsuzluğa düşen Litvanya halkı da ayaklandı. Video bir basketbolseverin tüylerini diken diken edecek güzellikte. Biz böyle şeyleri başaramıyoruz malesef.

21 Eylül 2010 Salı

Sinan Erdem'de Tarihi Bir An

3 yorum

Final maçı için Sinan Erdem Spor Salonu'nda bulunan şanslı basketbolseverler tarihi bir ana da tanıklık ettiler. Gerçi organizasyon devre arasında olduğu için bir kısım taraftar bunu göremedi ama zaten buradaki isimleri zerre kadar umursamayan, hatta tanımayan bir topluluk olduğu için o konuda sorun yok. Saha içine iznim olmadığı için ancak bu pozu yakalayabildim ama yeterli olduğunu sanıyorum. Divac, Kicanovic, Dino Meneghin, Sabonis ve Oscar Schmidt... En çok alkışı -belki de salondaki Litvanya'lıların etkisiyle- uzak ara Sabonis'in aldığını da ekleyeyim. Bu arada Meneghin'e sesimi duyurabilsem İtalya ve 24 takımlı Avrupa Şampiyonası ile ilgili iki çift lafım olacaktı ama başaramadım.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Arjantin'den Basket Haberi mi Var?

1 yorum

Not : Ben de Fenerbahçe'liyim, bu yüzden gereksiz yorumları yayınlamayacağım.

14 Eylül 2010 Salı

Tarihe Geçen Madalya

3 yorum

(Büyük hali için resmin üzerine tıklayınız)

Ülkeyi sevince boğan gümüş madalya Sinan Güler'in boynundayken...

Şampiyon ABD Gururumuz 12 Dev Adam

4 yorum

Ne yalan söyleyeyim arkamızdaki rüzgara rağmen konuştuğum hiçkimsenin bu maçtan galibiyet beklentisi yoktu. ABD'nin pota altında fizikli bir uzunu olmaması etkili pota altımızla umudumuzu yeşertse de, her birinin önemli yıldızlar olduğu gerçeğini düşününce yolun sonu burası diye içimizden geçiyordu. ABD ile başabaş mücadele edebilmek için mutlaka oyunun içinde kalmak, farkın açılmasına izin vermemek gerekiyordu. Maçın başında bunu başarsak da ikinci periyodla beraber kalite farkı skorborda yansımaya başladı. Karşımızdaki yıldızların sezon içinde her gece 48 dakika (daha düşük sertlikte olsa da) maç yaptığı gerçeği, turnuva programında bu tempoya nerede pes edeceğimizin de cevabı oldu aynı zamanda. Birçok kişi farklı görüş sunacak olsa da ben final maçından önce açıklanan kişibaşı 1,5 milyon TL primin de oyuncuları olumsuz etkilemiş olabileceğini, "bu maçı kaybetsek de hayat güzel" düşüncesini yerleştirmiş olabileceğini düşünüyorum. Neticede ABD'nin bizden en az 4-5 gömlek üstün olduğu gerçeği tabelada altın madalya sahibini ABD, gümüş madalya sahibini ise Türkiye olarak belirledi. Onlar 16 yıl sonra dünya şampiyonluğunun mutluluğunu yaşarken, bizler 12 Dev Adam'ı "Şampiyon Türkiye" tezahüratıyla selamladık. Hepsiyle gurur duyuyoruz. Kendi adıma da bir daha göremeyeceğim, hatta belki çocuğumun da evsahibi olamayacağı dünya şampiyonasında final coşkusunu yaşattıkları için hepsine teşekkür ediyorum.

Litvanya: 99 - Sırbistan: 88 (Bronz Madalya Litvanya'nın)

1 yorum

Çok istedi Litvanya. Sadece basketbol ülkesi oldukları için değil, eksik kadroyla gelmelerine rağmen yaptıkları işlerle cesaret kazandıkları için de madalyaya dört elle sarıldılar. Bir gün önce ABD'ye karşı ekolüne ihanet etmediği için kaybeden Litvanya yine prensiplerinden vazgeçmedi ama karşılarında moralsiz ve final şansını kaybedince demoralize olmuş bir Sırbistan vardı. Son çeyreğe kadar rahat girdi Litvanya. Sonlarda Sırplar biraz geri dönse de yeterli olmadı. Takımın en önemli ismi Kleiza yine günündeydi, maça ağırlığını koydu. Her iki takımın attığı basketlerden sonra benchlerinde yaşanan coşku aslında madalyayı hangisinin hakettiğini gösteriyordu. Hem maç esnasında hem de sonrasında müthiş coşku yaşadılar. Üçüncülüğü de doyasıya kutladılar. Sırplarda yine hüzün vardı. Şampiyonluk hedefledikleri turnuvada iki gün üstüste gelen yenilgilerle madalya kaybetmeleri onları yerle bir etti ama Ivkovic'in maç sonunda hala Ömer Aşık'ın sakatlık pozisyonunu konuşması da ilginçti. Bu maç potansiyel bir Avrupa Şampiyonası finaliydi aynı zamanda. Maç sonrası bazı oyuncularla kısa kısa konuşma şansım oldu ama en bomba yorum Pocius'tan geldi. Doping testinden döndükten sonra eski röportajın getirdiği dostlukla sohbetimiz biraz uzun sürdü. "Kimse sizden bunu beklemiyordu, harika iş başardınız." deyince hafiften eğilip "Biz de beklemiyorduk" deyip "çaktırma" tadında bir hareketle eğlenmemize sebep oldu. Turnuvanın en renkli tribünü de aynı şekilde evine mutlu dönmüş oldu. Detaylı istatistikler burada.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Sırbistan'ın Davası Kerem'in Ayağı

6 yorum

Sırplar tüm medya organlarıyla ağlıyorlar. Ömer Aşık'ın sakatlık pozisyonundaki öfke , Kerem'in son pozisyonda ayağının çizgide olmasıyla zirveye çıkmış durumda. Ayak çizgide evet ama artık bazı şeylerin davası olmaz. Hesaba yazsınlar artık, başka şampiyonalarda ödeşiriz. Veya eskilere saysınlar. Biz hala alacaklıyız.


Devamsızlık Sonrası Şampiyona Özeti

2 yorum


Mali'nin daha önce buradan duyurduğu üzere 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası için Fenerbahçe Tv ekranlarında bir program hazırlıyor olduk. Maçların takibi ve maç sonları canlı yayın derken 15 günlük çok ciddi bir koşuşturmaca oldu, kendi işlerimizi de beraberinde yürütmeye çalıştığımız düşünülürse epey keyifli ancak yorucu bir dönemdi diyebilirim. Bu yoğunluk nedeniyle yazıp çizmek istediğim birçok şeyi ötelemek durumunda kaldım, blog ekibini de yanlız bıraktım. Hem ufak bir özür, hem de sesli düşünme yazısı olsun...

Elbette her maçı izleyemedim ama kendime yetecek kadar, bu turnuvanın tadını, turnuvanın tadı olduğunu düşündüğüm takımların keyfini çıkaracak kadar ekran başında ve salonda olma fırsatı buldum. Bazı takımlar tarafından hayal kırıklığına uğratıldım, bazılarından da beklediğimin çok üstünde performans gördüm. Kötüden iyiye gitmek alışkanlıktır, o şekilde başlayacak olursak:

Hayal kırıklıkları kısmında sayacak isim bol aslında. Burada herhalde öncelikli isim Yunanistan; hem performans hem de yaptıkları "rakip seçme" tercihi olarak kötü bir turnuva geçirdiler. İspanya maçında vites yükselten, maçı kazanabilecek direnci gösteren Yunanistan takımı, rakip seçmeye çalışırken düştüğü yolun kurbanı oldu. Alıştığımız Yunanistan takımından daha iyi bir hücum takımı görmüş olsak da Kazlauskas ile birlikte yaşamaya çalıştıkları kimlik değişimindeki ilk sınavda başarısız oldular. Tekrar edeyim, belki performanslarından çok Rusya maçında yaptıkları tercihle (ki bunun adına "tercih"ten farklı bir şey de söylenebilir elbet) hayal kırıklığı listesine girdiler.

Diğer bir hayal kırıklığı yine bizim grubumuzdan, Porto Riko... Turnuva öncesi Ayuso'yu, turnuvada da Arroyo'yu kaybeden Porto Riko, atıcı kısalarının beraberinde getirdiği o "başbelası" kimliğinden de çok şey kaybetti. Aslında bizi ve Yunanistan'ı tüm bu sorunlara rağmen yenmeye çok yaklaşmışlardı, yine de gruptan çıkmaları bekleniyordu ancak turnuvanın en kötü takımlarından Fildişi'ne farklı kaybederek bir çuval inciri berbat ettiler. Porto Riko takımını ilk tur gruplarında elenirken görmek bir hayal kırıklığıydı.

"Kötü" demişken bir not da Avustralya'ya. Kolu kanadı kırık Alman takımına karşı elde ettikleri açık farklı galibyet dışında akılda kalan bir performansa imza atamadılar. Çok etkili olmasını beklediğimiz pota altı güçlerini kullanamadılar ki bunda takımın dümenindeki ismin de çok etkisi olduğu söylenebilir. Bir türlü kağıt üzerindeki kadroyla bağdaştıramayacağımız bir takım gördük sahada, zaten grup sonrası Slovenya maçında da süpürüldüler.

Son hayal kırıklığı notları Almanya ve İspanya. Almanya, Sırbistan'ı grup maçlarında yenebilen tek takım olarak kupaya veda etti. Orada kazandıkları maç onlara 2 çok önemli maç kaybettirdi, Avustralya ve Angola mağlubiyetleri, turnuva öncesi düzenlerini çok övdüğümüz Almanya takımını evine çok erken gönderdi. İspanya ise bu turnuvanın en ağır toplarından biri olarak geldiği Türkiye'de Calderon-Gasol ikilisinin yokluğunda sıkıntı yaşadı. Yine de Almanya yaratmaya çalıştığı yeni jenerasyonla, İspanya da hiçbir şeyle olmasa bile 5.'lik maçında Arjantin karşısında gösterdiği geri dönüş mücadelesiyle akıllarda güzel anılar bırakarak turnuvadan ayrıldılar.

Turnuvanın iyilerine gelince; en başta Türkiye ve Litvanya'yı saymak gerek (şampiyon ABD'den başlamamak enteresan tabii, ancak konunun resmini onlara ayırmak telafi jesti olabilir sanırsam). Litvanya'nın bu kadar eksik kadroyla yaptıkları hakikaten muazzam, beni de fazlasıyla yanılttılar. Zalgiris, Olimpija, Cibona gibi takımların ayakta kalmasını her şeyden çok isteyen biri olarak da Kalnietis-Pocius ikilisinin performansını özellikle takdir ettiğimi ve benzerlerini sene içinde sık sık Zalgiris formasıyla da görmeyi dilediğimi belirtmek isterim. Gelecek sene ev sahipliği yapacakları turnuvada daha da heyecan verici bir Litvanya takımı görebiliriz. Bizimle ilgili çok konuşulduğu için farklı bir şeyler üretebileceğimi sanmıyorum; bence turnuva öncesi çok tatsız olan ortamda çok önemli bir başarıya imza attılar. Dilerim bu başarı, artık şu oyundan keyif almamız, biraz kafamızı kaldırıp burada olan bitenlere bakmamız konusunda işe yarayacak bir derece olur. Ve yine dilerim ki bu derece, her ne kadar çok büyük bir başarı ve çok anlamlı bir sonuç olsa da, daha yememiz gereken onlarca fırn ekmek olduğu gerçeğinizi bize unutturmaz.

Yukarıda "enteresan" olduğunu söylemiştim, şampiyon takımı da "iyi" demişken saymamak olmaz. ABD şampiyon, üstelik Brezilya maçı dışında ciddi bir sıkıntı yaşamadan, savunmaları ve açlıklarıyla fark yaratan, "iyiler ama gençler, sert atmosferlerde bozulabilirler" diye düşünüp teselli bulmaya, en azından açıklarını yakalamaya çalışırken son maçta gördüğümüz üzere ciddi de bir psikolojik savaş verebilen bir ABD takımı vardı ortada. Ve turnuvanın yıldızı olarak gözümüzün içine soktukları Kevin Durant ile birlikte burada hak edilmiş bir şampiyonluğa imza attılar...

Diğer "iyi"ler ile ilgili kısım daha seri olacak; bize kaybetmelerine rağmen genç kadroları ve doğru basketbollarıyla Sırbistan, turnuvayı 8. bitirmelerine rağmen (ki onları çelmeleyen de bizdik) turnuvanın tadı olan Slovenya, Kirilenko ve Holden'sız, ardından Khryapa'sız kalmasına rağmen sert bir takım yaratmayı başaran Rusya (ki Yunanistan maçında sadece işlerine bakmaları bile takdir için yeterliydi) ve son olarak da D Grubu'ndan 3. çıkmayı başaran Yeni Zelanda Marko'nun gözüyle turnuvada akılda kalan takımlardı.

Çok keyifli, 15 günlük maratonu geride bıraktık. Eminim herkesin aklında kalan, yazacak ya da konuşacak onlarca anısı vardır. Ben ayaküstü kafamdakileri dökmeye çalıştım, elbette bu bol atraksiyonlu maratonda tek bir yazıyla tüm detayları geçmek zor; yakın dönemde, yaklaşan EL sezonu ve takımların durumlarıyla ilgili bir şeyler karalayarak buralarda daha sık görünmeye başlıyor oluruz. Süperdi, geçti gitti; şimdi eski alışkanlıklara dönme vakti...

12 Eylül 2010 Pazar

Dünya Şampiyonası'nda Sıralamalar Belli Oldu

0 yorum

Klasman maçları tamamlandı ve 5-8 arası sıralamalar belli oldu. Dün Slovenya'yı 78-83 yenen Rusya dünya 7.si olurken, bugün İspanya'yı 81 - 86 yenen Arjantin de dünya 5. liğini elde etti. Pau Gasol'suz turnuvaya gelen İspanya da Teodosic'ten yediği son saniye üçlüğünün ardından 6. lıkla yetinebildi. Rusya karşısında maçın son anlarında yediği 17-8 lik seriyle maçı kaybeden Vidmar'lı, Nachbar'lı Slovenya da turnuvayı 8. olarak tamamladı.

ABD: 89 - Litvanya: 74 (Litvanya'dan Yanlış Hamle)

0 yorum

Yarı finalin ilk maçında Arjantin performansı sonrası Litvanya'dan acaba final gelir mi soruları sorulmaya başlamıştı. Önlerindeki tek engel ABD, bu yüzden de yapmaları gereken tek şey oyunu hızlandırmamaktı. Ama Litvanya, ekolüne ihanet etmeyerek oyunu hızlı oynadı ve kendi kaderini kendisi çizdi. Aslında maça ABD'nin en zayıf noktası pota altına fazlasıyla top indirip Javtokas'ı kullanarak başladılar ama öyle bir eşleşme vardı ki sahada, kalan 4 oyuncu ne kadar uğraşırsa uğraşsın bu maç günlerce de oynansa kazanma şansları yoktu. Maciulis'in Durant'i savunduğu ilk periyodda 7:30 geride kalırken skor 21-12 ABD lehineydi ve Durant'in 17 sayısı vardı. Hücumda da başta Iguodala'nın Kleiza üzerindeki başarılı savunması ve ABD'nin kaptığı toplarda çok rahat hızlı hücumlarla sayıya gitmesi ilk periyod bitmeden Litvanya'nın direncini kırdı.

İkinci periyodda Litvanya biraz daha oyunu yavaşlatıp sete set hücuma mahkum etti ABD'yi ve 5 dakikada 8 sayı şansı verdiler rakiplerine. Ama ABD savunmada aynı etkinlikte olunca farkı bir türlü eritemediler. ABD'nin Pocius ve Javtokas'a getirdiği yardımlar hücumda Litvanya'nın üretkenliğini fazlasıyla düşürdü. Devreyi %25 saha içi isabeti ile tamamlayan Litvanya'nın bir gün önceki Arjantin maçından tek farkı karşısında gerçekten kendisini bozan ve iyi savunma yapan bir takım olmasıydı.

İkinci yarı Gecevicius ve Delininkaitis ile zaman zaman toparlanan Litvanya farkı bir türlü tek hanelere çekemese de oyunun içinde kalma umutlarını korudu. Ama bir türlü tek hanelere inmeyen, bir yandan da kopmayan fark maçın son 5 dakikasında biraz panik hücumlarına yol açınca ABD bu telaşlı tempoyu affetmedi ve Durant'ın acımasız oyunuyla farkı açıp maçı koparmayı garantiledi. Finale kalan da ilk takım oldu. Kemzura'nın ilk periyoddaki hareketli oyuna ve Maciulis - Durant eşleşmesine geç müdahalesi turnuvanın en renkli takımlarından Litvanya'nın hayallerine de erkenden veda etmesine sebep oldu. Detaylı istatistikler burada.

ABD (89): Chauncey Billups 3 (2 ribaund- 3 asist), Kevin Durant 38 (9 ribaund- 2 asist), Derrick Rose (2 ribaund- 3 asist), Russel Westbrook 12 (7 ribaund- 3 asist), Rudy Gay 2 (2 ribaund), Andre Iguodala 9 (4 ribaund- 2 asist), Danny Granger, Stephen Curry 3, Eric Gordon 3 (4 ribaund- 1 asist), Kevin Love 6 (3 ribaund), Lamar Odom 13 (10 ribaund- 1 asist), Tyson Chandler

LİTVANYA (74): Renaldas Seibutis, Mantas Kalnietis 10 (2 ribaund- 2 asist), Jonas Maciulis 9 (3 ribanud- 2 asist), Martynas Pocius 13 (7 ribanud- 2 asist), Martynas Gecevicius 6 (1 ribanud- 1 asist), Tomas Delininkaitis 8 (1 ribanud- 2 asist), Simas Jasaitis 5 (4 ribanud- 1 asist), Linas Kleiza 4 (5 ribanud- 1 asist), Paulius Jankunas 4 (3 ribanud- 1 asist), Robertas Javtokas 15 (9 ribanud- 1 asist)

Dünya Şampiyonası'nda Final Programı (12 Eylül)

0 yorum

19:00 Sırbistan - Litvanya (Üçüncülük Maçı) (NTV Spor)
21:30 Türkiye - ABD (Final Maçı) (NTV , HD-en)

11 Eylül 2010 Cumartesi

Finaldeyiz !!!

4 yorum

Önümüzdeki Sırplar bu akşamı asla unutamayacak !!!


Link



Link

Yarı Final Programı (11 Eylül)

0 yorum

19:00 Amerika - Litvanya (NTVSpor / Canlı)
21:30 Türkiye - Sırbistan (NTV & HD-en / Canlı)

Arjantin: 73 - Rusya: 61 (İspanya'nın Rakibi Arjantin)

0 yorum

Salonda bulunup pek fazla takip etmediğim başka işlerle ilgilendiğim bir maçtı. Bir gün önce Arjantin'in kilitlenen bütün kapıları iddiasız Rusya sayesinde yeniden açıldı. Bitse de gitsek havasındaki Ruslar'ı Scola ve Delfino'nun 53 sayısıyla mağlup ettiler. Buna Oberto'nun 10 sayısı da eklenince Ruslar'ın toplam sayısından fazla bir rakama tekabül ediyor ki bu da bu maçın önemsizliğinden kaynaklanıyor. Rus savunmasının önemli bir maçta bu kadar önemli silahlara bu fırsatı bir kez daha vereceklerini hiç kimse sanmıyordur. Onlar da Monya'nın dış atışları ile biraz direndiler ama maçın sonundaki Arjantin rüzgarı noktayı koydu. Arjantin ve İspanya pazar günü beşincilik için sahada olacak. Detaylı istatistikler burada.

RUSYA (61): Andrey Vorontsevich 10 (3 ribaund,2 asist), Sergey Bykov5 (2 ribaund,1 asist), Vitaiy Fridzon 2, Alexey Zhukanenko 2 ( 2 ribaund, 1 asist), Anton Ponkrashov 3(4 asist), Sergey Monya 10 (7 ribaund,4 asist), Dimitriy Khvostov9(3 ribaund, 2 asist), Evgeny Voronov 3(1 ribaund), Timofey Mozgov 10(11 ribaund)

ARJANTİN(73): Luis Scola27 (6 ribaund), Pablo Prigioni 5(4 ribaund-5 asist), Fabricio Oberto 14( 3 ribaund), Luis Cequeira (1 ribaund-2 asist), Carlos Delfino 26 (7 ribaund-3 asist), Paolo Quinteros (1 ribaund), Leonardo Gutierrez 3, Hernan Jasen 2( 2 ribaund-1 asist), Guillermo Kammerichs

Maç Sonrası Jaka Lakovic

0 yorum



Link

10 Eylül 2010 Cuma

İspanya: 97 - Slovenya: 80 (Sıralama İçin Büyük Savaş)

2 yorum

Önce seyircinin ilgisinden(!) başlayayım. Bayram olması, maçların klasman maçı olması bana göre hiçbir şeyi değiştirmiyor. 16 milyon denilen şehirde İspanya - Slovenya maçını izleyecek 15 bin kişi bulamıyorsak bu önemli bir ayıptır. Hele salonun sadece 1/3'ü dolu iken dışarda insanlar bilet bulamıyorsa bu çok daha büyük bir ayıptır. Bu da bir organizasyon hatırası olarak kayıtlarda yerini aldı. Sahada ise seyircinin ve basının umursamazlığına karşılık sertlik düzeyi yüksek, güzel bir karşılaşma vardı. Hatta bazen sertlik sınırı biraz fazla aşıldı ve sahada gerginlikler yaşandı. Slovenya bizim maçta beklenen ama savunmamız sayesinde sahaya koyamadığı Lakovic - Becirovic - Dragic etkinliğiyle uzun bir süre maçı önde ve dengede götürdü. Ama ikinci yarıda, özellikle de son periyodda Navarro'nun olaya el koymasıyla fazla şansları kalmadı. Kaderleri sanki bizim Polonya kaderimize benzeyecek gibi gidiyor. Bu sefer yol kesenin adı farklı ama. %52 üçlük yüzdesi İspanya adına belirleyici nokta oldu. Maçın kopma noktalarında hep isabetli attılar. İspanya 5. lik için devam edecek yoluna. Hem tribündeki seyirciler, hem de sahadakiler kötünün iyisi de olsa 5.liği fazlasıyla istiyor. Detaylı istatistikler burada.

İSPANYA (97): Fernando San Emeterio 4 (3ribaund, 1 asist), Rudy Fernandez16 ( 2ribaund, 1 asist), Ricky Rubio 3 ( 2 ribaund-5asist), Juan Carlos Navarro 26 ( 3 ribaund- 7 asist), Raul Lopez ( 2 ribaund-1 asist), Felipe Reyes 9 (10 ribaund), Victor Claver, Fran Vazquez 16 (3ribaund-asist), Sergio Llull 6 (1 ribaund), Marc Gasol 5(5 ribaund-1 asist), Alex Mumbru 7(2 ribaund), Jorge Garbajosa 5 (3 ribaund- 2 asist)

SLOVENYA (80): Uros Slokar 1 ( 5 ribaund), Jaka Lakovic 19 (2ribauund- 4 asist), Sani Becırovıc 13 (2 ribaund- 3 asist), Samo Udrih 7, Bostjan Nachbar 2 (5 ribaund), Goran Dragic 19 (2 ribaund-2 asist), Miha Zupan 11 (4 ribaund-2 asist), Gasper Vidmar 2 ( 1 ribaund), Primoz Brezec 6 (9 ribaund)

Devre Arasında Akrobasi Şov

0 yorum

Dün maçın devre arasında gösterildi mi bilmiyorum ama salonda muhteşem bir gösteri vardı. Yapılan tüm saha içi şovları gölgede bırakacak zorlukta ve güzellikteydi. Haliyle en fazla alkışı da onlar aldı. Arşive attık kaydı, paylaşmak da farz oldu haliyle.



Link



Link

Şampiyonadaki En Güzel Tribün

0 yorum

(Büyük hali için resmin üzerine tıklayınız)

Kayseri ve İzmir'de bulunmadım ama Ankara - İstanbul hattında geçirdiğim günler içinde benim için en güzel tribün budur. Arjantin - Litvanya maçında milli marşlar okunmak üzereyken yakaladım. Maç başında iki taraf da hareketliydi ama maçın sonunda davullarla coşan Litvanyalılar ve başları ellerinin arasında Arjantinliler kaldı.

Maç Sonu Görüşler (A.B.D.)

0 yorum



Link



Link



Link



Link



Link

Maç Sonu Görüşler (Litvanya)

0 yorum



Link



Link



Link

 
Maliano - Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın...