Sitedeki bütün yazılar tarafımızdan hazırlanmaktadır. Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın.

20 Ekim 2010 Çarşamba

El Amin Lietuvos Rytas'ta

1 yorum

Haber birkaç günlük ama fırsat bulup giremedim. Fenerbahçe Ülker'in bugünkü rakibi Lietuvos Rytas El Amin'i kadrosuna kattı. Karakterinden hiç haz etmesem de bir dönem fırtınalar estiren oyununa sayı duymamak mümkün değildi. Di diyorum çünkü şu anda ne durumda olduğunu bilemiyoruz. Bugünkü maçta olmayacak ama hem Litvanya ligi, hem Baltık ligi onun parlaması için çok müsait. Deplasmandaki maça kadar form tutmaması en büyük dileğimiz.

Beko Bundesliga'da Haftanın Programı

0 yorum

20 Ekim Çarşamba
20.30 BBC Bayreuth - Artland Dragons
20.30 BC Goettingen - GG Dusseldorf

23 Ekim Cumartesi
20.00 Ulm - BC Goettingen
21.00 EWE Basket Oldenburg - Tuebingen
21.00 Brose Baskets - Artland Dragons
21.00 Deutsche Bank Skyliners - NYP Braunschweig (TV - Sport 1 - Almanya)

24 Ekim Pazar
17.00 Bremerhaven - Trier
18.00 Telekom Baskets Bonn - Phoenix Hagen
18.00 EnßW Ludwigsburg - Mitteldeutscher BC
18.00 BBC Bayreuth - Alba Berlin

19 Ekim 2010 Salı

NBA'deki Avrupalılar #1

8 yorum

Yeni basketbol sezonu için Maliano'yla düşündüğümüz bir yenilikti bu. Sezona kısa bir süre kaldığına göre resmen açabiliriz bu köşeyi. Düşüncem, hem Avrupa'da oynamış, Avrupa altyapısı görmüş isimler hem de Avrupa'dan gitmiş ( Ginobili, Andersen, Scola vd. ) oyuncuların NBA'de neler yaptığını en uzunu 1 hafta olmak kaydıyla periyodik bir şekilde mercek altına almak. Malumunuz, son yıllarda Avrupalılar NBA'de oldukça önemli roller almasına rağmen bir kısmı Belinelli gibi rol oyuncu oldular. Bu yüzden, onlardan birer ikişer cümle bahsetmek zorunda kalacağız. Sezon başlayana kadar oyuncuları tanıtan yazılar gelecek ve bu da ilk yazı. 80 civarında oyuncu olduğu için ülke ülke gitmek, oyuncuları bir arada değerlendirmek hem sizin vaktinizi uzun uzun almaz, hem bizim işimizi kolaylaştırır. İlk ülke Türkiye;


Hidayet Türkoğlu

Türkiye'nin NBA'e gönderdiği en kariyerli 2 isimden biri olan Hedo Türkoğlu, basketbola Özel Çavuşoğlu Koleji'nde başlar, Efes Pilsen'e 1996 senesinde transfer olur, burada 97/00 yılları arası Euroleague deneyimi de yaşayan başarılı oyuncu, 2000 Draft'inde bir Türk'ün en yüksek seçildiği sıra olan 1. tur 16. sıradan seçilir. Sacramento Kings'de yavaş yavaş yükselen kariyeri, Stojakovic'in sakatlığı sonucu ilk 5'e yerleşmesiyle ivme kazanır. Zaman zaman ilk 5'te forma şansı bulduğu yerden, yeterli süre alamadığı ve istediği sorumluluğu alamadığı gerekçesiyle gerçekleşen 3'lü takasla San Antonio Spurs'e geçer. Sacramento'da ki kariyerinde En İyi 2. Çaylaklar 5'inde ve sophomore senesinde All-Star Çaylaklar maçında oynama başarısı bırakır. San Antonio'da Popovich'in onu biraz daha istediği gibi oynatması sonucu kariyeri yükselmeye başlar ve sezon sonu Orlando Magic'le 6 yıl 39 milyon dolarlık bir kontrat imzalar. Burada NBA'de ki önemli yıldızlar arasında adının yazılmasını sağlayan 5 yıllık bir dönem geçirir. Steve van Gundy'nin özellikle Steve Francis'in gidişinden sonra ona takımın direksiyonu vermesi önemli etken. Burada En Çok Gelişme Gösteren Oyuncu ve 1 NBA Finalleri yaşamasına rağmen, yeterli kontratı alamadığı gerekçesiyle Toronto Raptors'ın 5 yıl 56 milyon dolarlık kontratını kabul etti. Toronto'da yönetimle ve taraftarlarla arasına kara kedi girdi. Bundan önce oynadığı organizasyonlarda hep taraftarıyla iletişimi çok güzel olmuş ve taraftarların takımlarında en çok sevdiği oyuncular arasında gösterilmiş Hedo'nun bu kötü olayında kuşkusuz takımı Raptors yöneticilerinin anlamsız açıklamaları önemli rol oynadı. Koçu Jay Triano'nun onu statik şutör olarak değerlendirmesi ve aralarının bozuk olması, Hedo'nun takasını istemesine yol açtı. Böylece Hedo Türkoğlu Phoenix Suns'a takas oldu. Burada 4 numara oynayacağı belirtilen başarılı forvet, Steve Nash'le birlikte ligin en akıcı hücumuna sahip olan Phoenix Suns'ta pasör bir 4 numarayla Nash'ten geri kalan zamanlarda takımın 1 numaralı ismi olması bekleniyor.


Mehmet Okur

Basketbola 14 yaşında başlayan Mehmet Okur, ilk önce Oyak Renault'da daha sonra Tofaş'da oynama şansı buldu. Tofaş'da Repesa'dan sonra görev alan Tolga Öngören döneminde düzenli süreler almaya başlayan pivot, Efes Pilsen'e 2000 yılında transfer olur, Eurobasket2001'de gümüş madalya, 01/02 sezonunda lig şampiyonluğu kazanır. Detroit Pistons tarafından 2001 Draft'inde 28. sıradan seçilir. Detroit Pistons'da ilk sezonunda Ben Wallace ve Elden Campbell gibi uzunların arkasında pek süre bulamaz. 2. sezonunda düzenli süreler bulmaya başlar ancak, Rasheed Wallace'ın takası sonrası süreleri düşer fakat, verimi düşmez. 02/03 sezonunda Detroit Pistons'la şampiyonluk yüzüğü kazanan Mehmet Okur, bu sezon sonunda 6 yıl 50 milyon dolarlık bir kontrat karşılığı Utah Jazz'a geçer. Burada ilk senesinde Play-Off göremeyen Memo, ikinci sezonunda artık elit pivotlar arasında sayılmasını sağlayan oyununu oynamaya başlar. Utah'da ki ilk 2 sezonunda hem Kirilenko'nun hem Boozer'ın olmadığı dönemlerde maç kaçırmayarak takımının ritminin kaybolmamasını sağlar. Son 4 sezondur düzenli olarak Play-Off gören takımının başarısında sürekli ilk 5 oynayarak önemli rol sahibi olan Memo, 1 kez All-Star seçilerek çok önemli bir başarıya imza attı.

Ersan Ilyasova

Buhara'da doğan ve Kırım Tatarı bir ailenin çocuğu olan Arsen Ilyasov, Ülker tarafından keşfedilir ve Türk vatandaşlığına geçirilerek adı bilinen haliyle Ersan İlyasova haline gelir. Ülker'de alt yaş gruplarında oldukça başarılı sezonlar geçiren Ersan, Yeşilyurt'ta geçirdiği kiralık sezonun ardından 04/05 sezonunda kısıtlı süreler alır. 2005 Draft'inde 36. sıradan Bucks yönetimi tarafından seçilir fakat, daha tek bir maça çıkamadan NBDL takımlarından Tulsa 66'ers'a tecrübe kazanması için gönderilir. Bir sonraki sezon Bucks'da süre alır ancak, oyunu istenilen düzeye bir türlü çıkmamıştır. Avrupa'ya dönen Ilyasova Barcelona'da 2 sezon oynar ve istenilen patlamayı burada yapar. Döndüğünde Scott Skiles tarafından ilk 5 düşünülmeyen fakat, bunu bileğinin hakkıyla kazanan Ersan, takımının uzun bir aradan sonra Play-Off görmesine yardımcı olan isimlerin başında gelir. Ancak, pota altı oyuncularından Bogut'un sakatlanması sonucu ilk turda Atlanta'ya 7 maç sonunda kaybederek elendiler. Bu sene daha yüksek beklentiler içinde olan organizasyonu ve taraftarını hayal kırıklığına uğratmayacağının sözünü peşin peşin biz Türkler olarak veriyoruz.

Semih Erden

03/04 sezonunu altyapısından yetiştiği Darüşşafaka'da geçiren genç pivot, 04/05 sezonunda Asvel ile anlaşır fakat kulübü izin vermez. Yine de bu sezon Partizan'a transfer olur. Ertesi sezon Fenerbahçe'yle anlaşan oyuncunun transferine yine Darüşşafaka hülle yoluyla transfer gerçekleştiğini savunarak itiraz eder. İtirazlar sonuçsuz kalır 15 gün sonra Semih Erden'e izin çıkar. Buradaki oyunuyla milli takıma kadar yükselen Erden, 2007 sezonunda FB Ulker'le yaşadığı şampiyonluğun ardından 2008 Draft'inde 2. tur 60. sıradan o sezonun şampiyonu Boston Celtics tarafından seçilir. FB Ulker'de bundan sonraki 2 sezonunda 1 şampiyonluk yaşayan ancak, Euroleague başarısını yine de elde edemeyen Semih Erden, önemli Euroleague tecrübesiyle 09/10 sezonu sonunda Boston'a 500 bin dolar transfer ücretiyle gitmeyi kabul eder. Orlando'da ki Summer League'de takımı Boston Celtics'le maçlara çıkan Semih Erden, Boston'da Kevin Garnett, Shaquille O'Neal, Jermaine O'Neal, Kendrick Perkins'le birlikte görev alacak. Eğer, 2010 Dünya Şampiyonası'nda ki oyununu sürdürürse Perkins değil ama Jermaine O'Neal'ın rotasyonda üzerine çıkar. Perkins'in Ocak ayına kadar sürmesi düşünülen sakatlığında rotasyona girmesi ve pota altına gerekli dinamizmi getirmesi ondan beklenenler. Umarım, Semih Erden bu zorlu sınavı başarıyla geçer. Onda gerekli olan bütün yetenek var. Eksik olan motivasyonu.

Ömer Aşık

Basketbola geç sayılabilecek bir yaşta ve Fenerbahçe altyapısında başlayan 2.14 boyunda ve 116 kg ağırlığında ki pivot, Fenerbahçe ve Ülker'in birleşmesiyle yaşanan kadro bolluğunda serbest bırakılmayıp Alpella'ya kiralanan bir oyuncuydu. Alpella'da 06/07 sezonunda ribaunt ve blok istatistikleriyle başarılı bir sezon geçirdi. 07/08 sezonu içinde orada oynaması Tanjevic açısından gelişimi göz önüne alındığında daha önemliydi. Ancak, 07/08 sezonunda Kambala'nın doping testlerinin pozitif çıkması Ömer'in Fenerbahçe Ülker yolunu açtı. O sezon Euroleague ve TBL'de blok kralı olan Ömer Aşık, sezon sonunda Portland Trail Blazers yöneticileri 2. tur 36. sıradan draft etti. 08/09 sezonunu da başarılı bir şekilde geçiren Ömer Aşık, 09/10 sezonunda çeşitli dedikodulara yol açan sakatlığıyla fazla forma şansı bulamadı. Uzun kolları ve pota altındaki caydırıcılığıyla öne çıkan oyuncunun yine de kat etmesi gereken uzun bir yol var. 24 yaşında olması kat etmesi gereken yolu aslında hızla kat etmesi gerektiği anlamına geliyor. Hücumda bitiriciliği hiç istenen seviyelerde değil. Chicago'nun yeni koçu Tom Thibodeau'nun savunma konusunda NBA'in 1 numara sayılabilecek olması, Ömer'i savunma konusunda muhteşem bir isim haline getirebilir. Bu sene hem Türk izleyicilerin hem Chicago organizasyonunun ondan beklentisi Joakim Noah, Carlos Boozer'ın sahada olmadığı dönemlerde Taj Gibson, Kurt Thomas'la birlikte Chicago pota altını belli bir seviyenin altına düşürmemesi. Chicago'nun pota altı rotasyonu düşünüldüğünde Ömer Aşık'ın 8-10 dakikalardan aşağı düşmesi büyük hayal kırıklığı olacaktır.

Adriyatik Ligi NLB'de 3. Haftanın Görünümü

4 yorum

Hemofarm 88-76 Buducnost

Haftanın en önemli mücadelelerinden birinde Hemofarm, evinde Karadağ temsilcisi Buducnost'u farklı mağlup etmeyi başardı. İlk 2 haftay kayıpsız geçen Buducnost, burada rakibine direnç göstermekten çok uzaktı. 3. çeyrek sonunda 27 sayı farkla kenara gelen Buducnost'un son çeyrek performansı sadece farkı daha kabul edilebilir seviyelere çekti. Hemofarm'da galibiyetin asıl mimarları olarak tecrübeli guard Bojan Krstovic ve genç yıldız Milan Macvan sayılabilir. İlk 2 hafta Partizan ve Kızılyıldız'ı geçen Buducnost içinse bu mağlubiyet bir ilk oldu. Onlarda da kötü günün iyisi Vladimir Dragicevic, Adriyatik Ligi'nin değerli uzunlarından biri olan Dragicevic'in bu maç istatistiği 19 sayı, 7 ribaund.

Siroki tt Kabeli 86-79 Partizan

Bu sene tadı kaçmış bir Partizan göreceğiz desek Sırbistan ekibi yine bizi yanlış çıkarmaz herhalde. Vujosevic sonrası orada tadın kaçtığı kesin, tıpkı bizde olduğu gibi... Belki bu maç üzerinden büyük genellemeler yapmamak lazım onlar adına ama insan Vujosevic sonrası farklı da davranamıyor, neyse... Partizan 3. hafta sonunda 2. yenilgisini Siroki deplasmanında aldı. Ev sahibi ekipte genç oyuncular Darko Planinic ve Fran Prilepic; Ivan Grgat ve Vedran Morovic gibi oyuncuların performansı da galibiyette pay sahibiydi. 57-57 girilen son çeyrekte maçı veren Partizan'da ise Kecman, Vesely ve Milosavljevic'in performansları önemliydi. Bu sonuçla Siroki 3. maçlar sonunda ilk galibiyetini aldı, son şampiyon ise 1-2 gibi tatsız bir başlangıç yapmış durumda...

Cedevita 70-68 Cibona

NLB'nin ağır abilerinden birinin daha kayıpla tamamladığı hafta, o "biri" de Cibona Zagreb. İlk yarıyı 45-23 gibi felaket bir skorla geride kapatan Cibona'nın özellikle 24-10'luk son çeyrek performansı farkı kapattı ancak maçı kazanmaya yetmedi. Eski Fenerbahçeli Corsley Edwards'ın 18 sayı 12 ribaund'luk performansına kurban gittiğini söyleyebileceğimiz Zagreb temsilcisinde 40 dakika oynayan Leon Radosevic'in 20 sayı 12 ribaund 5 top çalma istatistiği göze çarpıyor ki Bojan Bogdanovic ve Rok Stipcevic'in de performansları fena değil. İki takımın da felaket yüzdelerle şut kullandığı (Cedevita 3/16, Cibona 3/24 3 sayı) günün kazananı Cedevita, kayıpsız gidiyorlar. Cibona ise 1-2, tıpkı Partizan gibi...

Union Olimpija 60-59 Krka

Sloven derbisi, haftanın en önemli maçıydı belki de... Geçtiğimiz sezon Slovenya'da uzun bir süreden sonra Olimpija'yı tahtından indirip lig şampiyonluğunu kazanan Krka (ki son 6 senede sadece Helios Domzale bunu 1 kez başarabilmişti), rakibine NLB'de de ilk mağlubiyetini tattırmak istiyordu. Maddi sorunlarla boğuşan, yaz döneminde transfer ettiği isimlerin hemen hepsini şu ana dek hiçbir resmi maçta oynatamayan Olimpija, ribaundlarda da 38-22 gibi ciddi bir handikap yaşadığı maçı kazanmasını bildi. Burada minnettar oldukları isimler hiç kuşku yok ki takımın tecrübelileri Ozbolt, Ilievski ve Jagodnik. Eski Fenerbahçeli Melvin Booker'ın formasını giydiği Krka ise yakın geçen maçta, son bölümde devrilen ekip oldu. Olimpija adına moral takviyesinin önemli olduğu günlerde kıymetli bir galibiyet; transferlerini oynatabilmeleri ve ödemelerde de daha az sorun yaşamaları durumunda bundan daha iyi bir ekip olacakları ortada.

Zagreb 65-63 Zadar

Lige kötü başlayan Zadar, konuk olduğu Zagreb'e de kaybederek üçte sıfır yaptı. Zadar'ın bu yaz kayıpları büyük oldu; özellikle Rok Stipcevic ile takımın beyni, Hrvoje Peric ve Tomislav Ruzic'le de kalbi gitti. Bu saate kadar alınan skorlar da bunu doğrular cinsten... Burada son çeyreğe kadar direnebildiler ancak mevcut kadronun gelecek için iyi sinyaller verdiğini iddia etmek çok zor. Ligin yenilgisiz ekiplerinden Zagreb'de önemli notlar Mario Kasun'un 18 dakika süre alması ve 6 sayılık katkısı, Ulusal Takım oyuncusu Luka Zoric'in de 23 sayı 11 ribaund ile maçın adamı olması...

CEZ Nymburk 70-65 Igokea

Adriyatik Ligi'nin yeni temsilcisi, Çek ekibi Nymburk yoluna kayıpsız devam ediyor. Chester Simmons ve Petr Benda'nın sürüklediği Nymburk bu hafta da Igokea'yı geçerken çok zorlanmadı, ligde 3. haftayı da galibiyetle kapattı. Yine çok düşük şut yüzdelerinin damgasını vurduğu bir maç ancak ev sahibi ekip karlı; Çek temsilcisinin lige gün geçtikçe daha çok renk katması muhtemel...

Kızılyıldız 83-85 Radnicki

Son çeyrekte gelen 20-7'lik seri maça tutunmalarını sağlasa da bu performans, ligin son sırasına demir atmış Kızılyıldız'ın ilk galibiyetini almasına yetmedi. Nemanja Nedovic, Strahinja Milosevic ve Uros Nikolic üçlüsüyle ayakta kalmaya çalışan Sırbistan temsilcisine Radnicki, Michael Lee'nin 32 sayı 9 ribaund'luk müthiş performansıyla karşılık vererek maçı alıp götürmesini bildi. Biri ligin galibiyetsiz, diğeri ise kayıpsız ekibi olarak yola devam ediyor; Kızılyıldız'ın durumu basketbolseverleri üzse de mevcut şartlar itibariyle yakın dönemde onlar adına olumlu gelişmeler olması çok zor gözüküyor.

Olympiakos: 82 - Real Madrid: 66 (Oyun Kurucun Kadar Konuş)

2 yorum

Eurolig sezonu Yunanistan'da oynanan Olympiakos - Real Madrid maçıyla açıldı. Haftanın en güzel maçının açılış maçı olması da Eurolig heyecanına susamış bizleri fazlasıyla sevindirmişti ama sahada oynanan basketbolun bu susuzluğu giderdiğini söylemek zor. Prigioni'nin yokluğunda Real Madrid'in ilk 5 dakikalık görüntüsü aynı geçen sene Barcelona'yı çeyrek finalde yendikleri maç gibiydi ama Rodriguez - Lllull ikilisinin Prigioni gibi bunu tüm maça yayamamaları farklı mağlubiyeti de beraberinde getirdi. Maçın başında sürekli pota altını zorlayan, dış şuttan kaçınan Real Madrid'in ilk üçlüğü beşinci dakikada süre biterken zorlama bir atışla Llull'dan geldi. Zaten çeyreği sadece 1 üçlükle bitiren Real Madrid'in maç sonunda 14 üçlük denemiş olması, rakamlar üzerinde boyalı bölgeyi zorladıklarını gösterir gibi duruyor olsa da giderek bozulan hücum organizasyonlarının rakamlara yansımasıydı. Başlangıçta Olympiakos'un geriye koşma zaafiyetini çabuk çıkardıkları toplarla kullanan Llull - Rodriguez - Suarez enerjisi, D'or Fischer'ın oyuna girip Bourousis karşısında ezilmesiyle sete set hücumda etkisiz hale geldi. Savunmada Bourousis'e bir süre çare bulamayan Real Madrid, ikili sıkıştırmalar getirerek Tomic - Reyes ikilisi karşısında Yunan oyuncuyu durdurmayı başarınca hücumda da aynı pota altı zenginliğiyle skoru 19-28'e kadar getirdi. Ama oyuna tekrar giren Garbajosa - Fischer ikilisine karşı Olympiakos rüzgarı arkasına alıp, Messina'nın da gereksiz aldığı teknik faulle maçı dengeye getirip ikinci yarıdan itibaren kontrolü hiç bırakmadı.

İkinci yarıda alan savunması çözümünü denedi Messina. Arka arkaya hücumlarda pota dibinde kolay basketler yiyen alan savunmasını. Ivkovic için ise pek mesele değildi bu durum. Geçen sene herkese "bu ne lüks" dedirten Papaloukas - Teodosic ikilisine bu sene katılıp "el insaf" dedirten Spanoulis'li muhteşem üçlemenin tamamını sahaya sürdü. Papaloukas, Teodosic ve Spanoulis'in aynı anda sahada formasını giydiği bir takımın alan savunmasına çözüm üretmemesi gibi bir durum sözkonusu olamazdı, olmadı da. Dalga geçer gibi basketler buldular pota aldından ki bunları mutlaka birleştirip yayınlayacağım. Real Madrid bu bölümde T-Mac'vari performans gösteren Carlos Suarez'le farkı 1 sayıya kadar indirdi. Olympiakos Real Madrid savunmasıyla dalga geçerken Real Madrid'in farkı 1 sayıya indirmiş olması inanılmaz bir mantık hatasıydı. Zaten akabinde de çeyrek sonunda orta sahadan Mavrokefalides'in attığı üçlükle beraber Real Madrid'i yıkıp geçen 15-0 lık bir Olympiakos serisi geldi. Bir ara gevşeyip Ivkovic'i çileden çıkarsalar da molada tecrübeli koç onları kendilerine getirmeyi başardı ve Eurolig'e 16 sayılık farkla başladılar.

Bugün Real Madrid'in başına bela olabilecek en önemli oyunculardan biri olan Keselj'i geçen sene neredeyse hiç kullanmadığı Vidal'le savundu Messina. 17 dakikada 3 sayı atabilen Keselj için bu önlemin işe yaradığını söyleyebiliriz. 12 dakikada 5 faul alarak Gasper Vidmar'dan hallice performans gösteren Matt Nielsen'i de hesaba katınca Real Madrid için avantajlı bir gece olduğu fikri ön plana çıkabilir ama bir takım oyun kurucusu kadar konuşur sözü sanırım bu tip akşamlar için söylenmiştir. Prigioni'nin yokluğunda Teodosic - Papaloukas - Spanoulis üçlemesi büyük terazi farkı. Ivkovic bu guard rotasyonuyla, geceleri eğlence mekanına üç hatunla gelen fiyakalı abiler gibi. Bütün sezon da bu inanılmaz avantajı kullanacak. Ama Olympiakos'a kattığı en önemli şeylerden biri savunma anlayışı ve hücumdaki sürenin yanında skor dağılımının da dengesi. Geçen sene Kleiza ve Childress durduğu zaman duran Olympiakos hücumunun ve işe yaramaz savunmasının yerinde yeller esiyor. Rakip takımlar için Papaloukas - Teodosic - Spanoulis üçlüsüne karşı Lahey'deki Adalet Divanı'na başvurmaktan başka bir çözüm görünmüyor.

Real Madrid için ise durum hiç iç açıcı değil. Barcelona hezimetlerine camianın bünyesi alıştı ama Eurolig'e böylesine mahkum bir oyunla başlamak Messina'nın kredisini de adım adım tüketiyor. Messina geldiği günden beri 4-5 aşama geçirdi. Şu anda ise "Hala kredisi var, bu sezona bir bakalım" ile "Bu ilişki artık yıprandı." arasında bir yerlerde. Zaten Avrupa'da onun haricindeki herhangi bir koçun görevine şu sonuçlardan sonra çoktan son verilmişti ama Messina eski kredisiyle direnmeyi başarıyor. Yılın ortası ise kritik. Madrid camiası şöhretli isimleri sever. Ama o şöhretleri kaldırımlara kazıyıp ayaklar altına almakta da onlardan iyisi yoktur. Detaylı istatistikler burada.

 
Maliano - Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın...