Sitedeki bütün yazılar tarafımızdan hazırlanmaktadır. Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Eurobasket 2011 Slovenya İncelemesi

 
Turnuvaların, kızların tabiriyle ‘yakışıklı değil ama sevimli’ çocuğudur Slovenya, hem kadroda hem de tribünlerde hep sevdiğimiz isimlerle renk katarlar bulundukları yere. Turnuvalarda hep ağızlarda tat bırakıp ama genelde elleri boş dönerler ülkelerine… Bu sene bunu değiştirmek istiyorlar ve bunu yapmaya çalışırken de aslında, geçtiğimiz turnuvalara göre oldukça eksik bir kadroyla Litvanya’da olacaklar. Zaten hiçbir zaman kadroda olmayan Vujacic ve ülkemiz için oynamayı tercih eden Preldzic’i saymazsak Slovenya, Nachbar, Becirovic, Vidmar, Brezec, Lorbek ve B.Udrih gibi eksiklerle aslında turnuvanın mağdurlarındandır. Yine de bir ekol, başlarındaki tecrübe Maljkovic ile ihmale gelmez, temiz yüzlü oyuncuları da var diyerek değerlendirmeye girişelim.

Slovenya için hemen herkesin aklına gelebilecek en büyük özellik şut tehditleri olsa gerek, hem kısalarda hem de uzunlarda ciddi bir cephane var ellerinde; ancak özellikle Becirovic ve Nachbar’ın yokluğunda bu konuda darbe yemiş gözüküyorlar. Ozbolt ve S.Udrih ikilisinin üstünü tamamen çizmeyelim, o coğrafyadan yetişen hemen her kısa gibi de hatırı sayılırı şut tehditleri var, aynı zamanda bu takımın emekçileri olarak da gösterilebilirler. Bir satır yukarı çıktım, devam ediyorum; onları sadece şutör olarak tariflemek haksızlık, Lakovic ve G.Dragic’in patlama özellikleri, delicilik gücü ve ölümcül tempo girişimleri, rakip savunmaların dengesini bozuyor. Hele bazı maçlarda bu ikili deyim yerindeyse öyle bir azıyor ki rakipler için çekilecek dert olmuyor. Balık baştan kokar misali ve biraz da rakiplere haddimiz olmayarak tavsiye, bu takımı bozmanın yolu guardlarını devre dışı bırakmaktan geçiyor. Misal, geçen sene Dünya Şampiyonası’nda Türkiye karşısına gelene kadar önüne geleni devirip geçen Slovenya, Türkiye’nin etkili kısa savunmasından nasibini almış, Dragic-Lakovic ikilisi hem sayı hem de efektiflik olarak turnuva ortalamalarının gerisinde kalınca maçtan farklı mağlup ayrılmıştı (tabii o galibiyeti sadece buna bağlamak olmaz ama en önemli faktördür, altını çizelim). Lakovic’in her ne kadar düzen dışına çıkma başta olmak üzere defoları olsa da bu takım formasıyla farklı oynadığını, bu turnuvada da belki de son büyük vurgununu yapmak isteyebileceğini belirtmek gerekiyor. Hazırlık döneminde Litvanya’ya karşı kazandıkları maçta göstermiş olduğu performans bu turnuva öncesi Slovenler’in yüzünü güldüren gelişmelerden biriydi, elbette bunu Litvanya’daki asıl maçlara da yansıtması gerekiyor. Yukarıda satır arasında geçirdik ama yineleyim, bu takımın kısalarının ciddi bir patlama yapabilme özelliği var, özellikle Goran Dragic’e dikiz ve saygı…

Hep şut özelliklerinin altını çizdik ama bunu okuyup da Slovenya’ya 12 tane Teletovic’in formasını giydiği, sürekli zorlama ve düzen dışı toplar kullanan bir takım muamelesi yapmak da son derece büyük haksızlık olur. ‘Yeşiller’in bir ekol olduğundan giriş paragrafında bahsetmiştik, bunun altını basketbolu çok iyi bilen oyunculardan kurulu olduklarıyla ve (birkaç kötü örnek dışında) doğru topu kullanmayı önceliklendirmeleriyle doldurmak lazım. Şutör takım dedik, zeki dedik, 2 eksik kaldı; çevik ve ahlaklı olmaları… Ahlak konusu bir kenarda dursun ama ‘çeviklik’ konusunda bu sene, eksiklerin yerine gelen 2 genç takviye ile güçlendiklerini belirtmek gerek: Zoran Dragic ve Edo Muric. Muric 91, Dragic 89 doğumlu; Muric’in oyunu halen süt kokuyor, Dragic ise yaş ve tecrübe eksikliğinin etkisiyle sert savunmasının defosu olarak kolay faul alabiliyor. Bireysel olarak baktığınızda bu iki ismi de özel olarak yazmaz ya da övmezsiniz, skor yönünden de ciddi bir katkıyı cebinize koyamazsınız belki ama bana göre hem takıma kattıkları sertlik ve dinamizmle hem de başarıya aç kimlikleriyle turnuvada ekiplerinin çok önemli birer parçası konumunda olacaklar.

Genelde kısaları övülür Slovenya’nın, uzunlardaki defolar daha fazladır; kısalarda ciddi eksikler var dedik ama bu turnuva öncesi boyalı alanı eleştirebilmemiz için daha fazla geçerli nedenimiz var aslında… Brezec ve Vidmar’ın yokluğu, takımın pota altı yeterliliği konusunda sıkıntı; özellikle Vidmar’ın buraya katabileceği sertlik Slovenya için son derece önemli olurdu (Vidmarsever detected) ki elde olan bu profildeki tek oyuncuydu belki de... Slokar’ından Lorbek’ine kadar eldeki tüm uzunları potadan uzaklaşabilen, uzaklaştıkça da sıkıntı yaratabilen isimler ama bu paragrafta bahsettiğimiz o eksikliği tolore etmeleri, özellikle de üst düzey takımlara karşı çok zor oluyor (hatta büyük takımlara bile gitmeden bir Karadağ örneği verebilirim ama verip de burada Slovenya’yı rencide etmek istemiyorum). Yine de yazıda sıkça adını geçirdiğimiz zeki ve delici guardlar, doğru şutu bulabilme disiplini ve şutör uzunlar parçalarını birleştirdiğimizde ortaya tehlikeli bir tablo çıkıyor sanırım? Tabii bu kadronun hatta belki de turnuvanın ‘çok yönlü uzun’ listesinde ilk sıralara oynayabilecek Erazem Lorbek ismini diğerlerinden ayırmak gerek, Barcelona oyuncusu hem pota altı etkinliği hem de dışarıdan oynayabilme özelliğiyle halen oradaki en büyük silah Slovenya basketbolunda…

Müsadenizle bir istek şarkısı yapıp parantez açalım; Matjaz Smodis bu takımı takip için ayrı bir motivasyon, zira kendisi yakın dönemde Avrupa basketboluna damgasını vurmuş en önemli oyunculardan biri. Geçirdiği ağır sakatlıklar sonrası kariyeri erken sayılabilecek bir dönemde ciddi darbe almış olsa da kendisini toparlamaya çalışıyor, CSKA’dan ayrılıp o seviyeleri terk etmeye yüz tuttuğu şu dönemde Slovenya forması ona en iyi gelebilecek ilaç olabilir. Hazırlık döneminde gayet iyiydi, hatta Lorbek ile birlikte orada en etkili isimdi belki de… Slovenya’nın Smodis ile birlikte yükselmesi bir Avrupa basketbolu takipçisi için tarifsiz bir mutluluk olur, parantezi kapatalım…
Slovenya hiçbir zaman, hiçbir turnuvada ‘kesin şampiyonluk adayıdır’ denen seviyede olmadı, bu turnuvada da benzer durumdalar. Kağıt üzerinde kahramanları olması beklenebilecek isimler hep tanıdık: Goran Dragic, Jaka Lakovic ya da Erazem Lorbek. Bu isimler turnuvada bir Slovenya hikayesi yaratabilecek mi yoksa Slovenya bu hikaye içerisinde yeni kahramanlar çıkarabilecek mi göreceğiz. İlk tur gruplarındaki rakipleri ve çaprazdan gelmesi muhtemel isimler en büyük şansları, o nedenle Son Sekiz’e kendilerini atamamaları için ciddi çaba göstermeleri gerekir. Lakin o sekiz takım içerisinde yukarılara tırmanabilmek, kupanın favorilerinden biri olabilmek için kura şansından fazlasına ihtiyaçları olacak gibi gözüküyor (kusura bakma Slovenyalı, sizi severim ama benden bile en fazla bu kadarı çıkıyor). Ha bir de dip not, insan (en azından ben o modaydım) “Emir bu turnuvada Slovenya forması giyseydi ne olurdu?” demeden de edemiyor…

İlker ÜÇER
http://twitter.com/ilkerucer
Marko'nun Yeri

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails
Zaman darlığından dolayı sitenin güncel olmadığı dönemlerde Twitter hesaplarımızı takip ederek her türlü güncel bilgiye ulaşabilirsiniz.
-
Maliano - http://twitter.com/maliano
 
Maliano - Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın...