Sitedeki bütün yazılar tarafımızdan hazırlanmaktadır. Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Eurobasket 2011 Hırvatistan İncelemesi

Ülkemizde forma giymiş-giyen-giyecek isimlerin çokluğuyla dikkat çeken, ‘içimizden biri’ Hırvatistan, hatta Ukic’in sakatlığı olmasaydı Türkiye Ulusal Takımı’ndan daha fazla Türkiye’de forma giyen oyuncuyu kadrolarında barındırmaları bile ihtimal dahilindeydi. Hırvat takımı son üç büyük turnuvayı (2007-2009 Avrupa Şampiyonaları, 2008 Olimpiyat Oyunları) da 6. sırada tamamlayıp büyük istikrar (!) yakalamıştı; geçtiğimiz sezon bunu Türkiye’de bozdular ve Dünya Şampiyonası’nı 14. sırada bitirdiler. Önümüzdeki turnuvada hedef, bir parça değişmiş ve devşirme oyuncu ile takviye edilmiş yüzlerle birlikte, en azından o ‘istikrarlı’ dereceleri yakalamak ve hatta üstüne çıkabilmek.

‘Eksikler’ listesi son derece kalabalık olan takımlardan biri Hırvatlar; Marin Rozic, Marko Banic, Kresimir Loncar, (geçen sene Sırbistan’a karşı felaket bir son saniye tercihiyle takımını yakan) Davor Kus ve Zoran Planinic gibi oyuncular sakatlıklar ya da koç tercihleri ile turnuvanın bilinen eksikleriydi. Hesapta olmayan, sonradan gelen kayıp ise Roko Leni Ukic oldu; ülkemizde Fenerbahçe Ülker forması giyen oyun kurucunun, ayağındaki stres kırığı nedeniyle turnuvada yer alamayacağının açıklanması Vrankovic ve ekibini strese soktu. Ukic’in olduğu pozisyonu, ülkede çok fazla sorgulanan Draper ile birlikte güçlendirmeyi düşünürken bir anda Amerika asıllı oyuncunun eline bakar duruma düştüler. Gerçi Draper’a haksızlık etmemek lazım, zira hem Cedevita kariyeri, hem de Ulusal Takım’daki hazırlık dönemi onun için son derece iyi referanslar. Topa çoğu Amerikalı oyuncu gibi iyi hükmedebilen, oyuna akıcılık ve dinamizm katmasının yanında savunma tarafında da son derece gayretli bir isim olan Draper, belki de o pozisyonun diğer ‘asıl oğlan’ı ve ‘arsız atıcı’sı Marko Popovic’in de varlığını daha anlamlı kılıyor. Eğer takım içindeki diğer işliler daha verimli bir şekilde işlerse, Draper’in Ukic’ten daha az potaya bakan yapısı uzun vadede takımın yararına bile olabilir. 

 
Kısalarda Hırvatistan’ın (en azından turnuvanın en üst seviyede iddialı takımları kadar) bol alternatifli bir kadrosu olduğundan bahsetmek maalesef mümkün değil. Üstteki paragrafta ismini saydığımız iki guardın yanına iliştirilmiş Rok Stipcevic takımın figuranlarından. Fenerbahçe Ülker’in yeni kurulmuş ikilisi Bogdanovic ve Tomas ise bu takımın Tango&Cash, Uche&Högh ya da Zeki&Metin tadındaki isimleri. Çalışmalara geç katılan, zaten sezonu da sakatlıklar nedeniyle sorunlu geçiren Tomas, hazırlık döneminde bir parça sorunlu gözüktü. Bogdanovic hakkında en büyük endişe ise Cibona’dan sonra burada nasıl bir role soyunacağıydı. Genç oyuncu, sezon boyunca takımında oynadığının aksine hazırlık dönemi boyunca çok daha seçici, daha verimli ve sadece dışarıdan potaya bakmak yerine fizik avantajını da kullanarak potaya gidebilme önceliğindeydi. Tomas’ın pasını atma sürecinde Bojan’a destek veren ve takım hakkında daha olumlu konuşmamızı sağlayan en önemli isim Simon Krunoslav oldu. Ülkesinde KK Zagreb ile son derece başarılı bir sezon geçirdikten sonra (ki aslında ülkesinde bunu yıllardır yapıyor) Ulusal Takım formasına da alışan Simon, takımın yaşaması muhtemel skor sıkıntısına alternatif olabilecek güveni kısa sürede yarattı. Bundan da öte, saha görüşü ve maç içi tercihleriyle uzun süredir bu seviyelerde oynayan bir oyuncu izlenimi bırakması benim adıma şaşırtıcıydı, kendisini sadece istatistik olarak takip edip ihmal ettiğimi itiraf etmeliyim. Bu formunu ve katkısını turnuvaya da yansıtması hem Hırvatlar’ın elini güçlendirir, hem de Tomas ve Bogdanovic’ten rol çalmasını sağlayabilir. Neyse, sadede gelelim; Tomas’ın ritm bulduğu, Bojan’ın hazırlık maçlarındaki çizgisini koruduğu, Simon’un da benzer şekilde omuz vermeye devam ettiği Hırvatistan kısaları iş yapar. Tabii burada takımın karakterinin tam olarak oturması ve Bojan’ın Cibona’daki rolüne kaçamak girişimlerinin önlenmesi önemli olacaktır. Bir de Marko Tomas’ın artık iyi bir turnuva geçirme zamanı geldi, geçiyor; akıllarda hep ‘iyi oyuncu’ olarak yer etmiştir ama bunu muazzam bir Ulusal Takım performansıyla taçlandırmak için gün bugündür.

Uzunlarda Hırvatistan’ın, kısalarına göre daha bol alternatifli ve aslında daha yeterli bir kadrosu olduğunu görüyoruz. Koç Vrankovic’in elinde farklı kombinasyonlar kurabileceği, içeriden çok dominant olabilecek, sahayı iyi koşabilmesi ile rakibe mobilite sıkıntısı yaratabilecek, özellikle Tomic kaynaklı oyun zekası üstünlüğü sağlayabilecek bir kadro var. Ülkemizde Anadolu Efes sempatizanlarının ayrı bir dikkatle takip edeceği Stanko Barac hem potaya yakın top aldığında durdurulması zor, hem de fiziksel olarak benzerlerinden beklenmeyecek kadar düzgün bir bileğe ve orta mesafe şut tehdidine sahip. Pota altında savunma sertliği olarak caydırıcı bir güç olmaması ve güçlü fiziğine rağmen yıpratılabilir ya da oyundan düşürülebilir olması onun özellikle idareli kullanılmasını gerektirse de Avrupa basketbolunda eşine az rastladığımız uzunlardan biri konumunda. Luksa Andric’in hızlı ayakları en büyük avantajı, Luka Zoric de pis işlerin adamı. Zoric tipinde ‘dengeleyici’ bir uzun her takıma lazım; belki parkede bir Brad Pitt duruşu yok ama iyi yaptığı işlerin mükafatını bu yaz Unicaja Malaga’ya geçerek aldı, dilerim bu turnuvada da önemli işler yapar, severek izliyoruz. Yukarıda birçok özelliğini övdüğümüz Ante Tomic de üstün yeteneklerini (çok parlak sezon geçirmese de) artık Real yağıyla kavrularak takviye etmiş durumda... Uzun lafın kısası, Hırvat uzunları bu seviyeler için yeterli, hatta kısalarına kıyasla daha yeterli durumda.

Bu takımın kadrosu iyi ve saygı görür, salona gitmeniz ya da ekran başına geçmeniz için hep bir neden sunar size. Bojan Bogdanovic’in ekstra hücum ve daha da özele inersek, ‘şut’ kabiliyetleri çekicidir mesela. Üstelik hazırlık döneminde bunu ‘takım oyuncusu’ kimliği ile süslemiş olması da cabasıdır. Draper’ın dinamizmi ve takıma kattığı atletizm özelliği önemlidir, Marko Popovic’in sinir bozucu dış şutları bile motivasyon olabilir. Marko Tomas iyi savunur, bazen hücumda da azar ve maç kazandırır. Kısalar delici ve penetrecidir, rakibin dengesini bozar. Ante Tomic pırıl pırıl parlar uzunlarda, sadece pota altındaki bitiriciliği değil pasör kabiliyeti de son derece gelişmiştir. Gençken kuyruklu, şimdilerde ise sönmüş yıldız olan Markota için bile bu takım izlenir, yazılır, “dikkat” denir. Ama bu takımın sorunu kimseye ve hatta kendine bile güven verememesidir. Bu takımın (çok klasik olacak ama) bir ‘winner’ problemi vardır, çözememiştir ve bu isim Roko Ukic de değildir. Bojan Bogdanovic’in sırtına devrilmeye yüz tutmuş durumda bu yük, 89 doğumlu oyuncunun bunu nasıl ve ne kadar kaldırabileceği, takımın ekstra isimler çıkarıp çıkaramayacağı (burada en elle tutulur aday Simon’dur) onların gidişatı açısından belirleyici olacaktır. Ha bir de koç koltuğu tabii, Spahija ve Repesa sonrası oradaki isim de çok güven vermiyor sanki… Bu takım geçtiğimiz yaz çok zorlu bir ilk tur grubunda yer almış, Amerika, Brezilya ve Slovenya’ya kaybedip grubunu dördüncü tamamladıktan sonra Sırbistan’a son saniyede Davor Kus hediyesi ile kaybetmişti. Şimdi sanki kura şansı onlara diyet ödüyormuş gibi, ülke basını tarafından ‘şeker gibi’ diye adlandırılabilecek bir gruba ve üst tur için de çapraza düştüler. Birinci bitirmelerinin gayet gerçekçi bir hedef olduğu bu grupta yer almak onlar için tutunulabilecek en büyük dal, bu motivasyonla turnuvaya bakacaklarını düşünüyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi, bu takım iyidir, ne yapsa yeridir. Ama gün gelip geçen seneki Sırbistan maçı gibi bir maç oynamaları gerektiğinde o ‘kazanan isim’i çıkarabilmeleri ve şu ‘istikrarsız takım’ görüntüsünden kurtulabilmeleri gidebilecekleri yeri belirleyecektir.

İlker ÜÇER
http://twitter.com/ilkerucer
Marko'nun Yeri

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails
Zaman darlığından dolayı sitenin güncel olmadığı dönemlerde Twitter hesaplarımızı takip ederek her türlü güncel bilgiye ulaşabilirsiniz.
-
Maliano - http://twitter.com/maliano
 
Maliano - Kaynak göstermeden çalan çırpan Schortsanitis'in altında kalsın...